SINIF TEKRARI MI? SINIFTA KALMA MI?

" Bu yoğurdu; sarımsaklasakta mı saklasak, yoksa sarımsaklamasakta mı saklasak?"

Eğitim sistemimiz üzerine hemen herkesin söylediği, söyleyeceği çok şey var. Son günlerin tartışma konusu sınıf tekrarı!

Zorunlu eğitim 12 yıl, bir öğrencinin zorunlu eğitimi bitirdiği yaş 17-18, bir veya iki yılda sınıfta kaldı, etti mi 20 yaş. 20 yaşına kadar hiç bir beceri kazandıramadığın yüzbinlerce genç insanı ne yapacaksın? Bunun hesabını yapabiliyor musun? Bu yaştan sonra nerede, ne öğreteceksin? Bu gençler hayatını nerede kazanacaklar?
Mevcut sistemle sınıfta bırakmanın öğrenciye; nasıl bir kazanımı olacak, hangi faydayı sağlayacak, hangi yarımını tüm edecek? Bu ve buna benzer bir çok sorunun cevabı var mı? Hasbel kader, 27 yılını eğitime vermiş bir öğretmen olarak; beni çok ciddi manada düşündürüyor ve endişelendiriyor. "Yine mi dağ fare doğuracak..."

Her değişime balıklama atlamayı çok seviyoruz. Hemen her değişimin bir yılmaz savunucuları, bir de karşı çıkanları var. Faydası, zararı, gri alanları aklıselim platformda tartışılmıyor. Siyah ya da beyaz....

Ama gerçekler öyle mi? Bugüne kadar o kadar çok reform adı altında değişimler yaşadık ki, saymakla bitmez. Bu reformlar dan isterseniz yakın döneme ait bir kaçını hatırlatayım: Üniversiteye geçiş sınavları, liselerde kredili sistem, liselerde kat sayı, liselerde ders geçme sistemi, ilköğretimde ortaöğretime geçiş sınavları, İlköğretim ve liselerde müfredat değişiklikleri.... Say say bitmez.

2017-2018 Eğitim ve öğretim yılı başında bakanlığımız yeni müfredat, yeni müfredat diyerek reklamlar yaptı. Toplantılar düzenledi. Müfredatın hazırlığında yanlış hatırlamıyorsam 65.000 kişinin görev almasıyla övünüldü. Toplantıya katılmayan öğretmenler bakanlığa bildirilmekle tehdit edildi. Toplantıda gördüğümüz ise yıllardan beri uygulanan müfredatın içerisinde sadece bir kaç konunun ve kazanımın yer değiştirmesinden ibaretti. Yalnız konjüktür gereği herkes alkışladı.
İnşallah yeni bakanımız böyle bir olmayan çalışmayla karşımıza çıkmaz...

Bu sözde reformlar yapılırken de, tıpkı bugünkü sınıfta kalma meselesinde olduğu gibi canhıraş savunanlar ve karşı çıkanlar vardı. Bu reformlar eğitimimize ne kazandırdı, veya ne kaybettirdi? Hiç düşünen oldu mu? Hiç bilimsel bir araştırması, istatistikleri çıkarıldı mı? Yok, yok, yok.

Her gelen akıl küpü, bir kaç sözde reformla geldi, getirdikleri kendileriyle beraber gitti. Ama eğitim sistemimize yaptıkları tahribat hep arttı.

" Değişmeyen tek şey vardır. O da değişim." Değişim demek; gelişim demektir. Bulunduğum yerden ileri gitmek demektir. Sorunlara çözüm üretmek demektir.
Bizim değişimler; sorunlarımızı katmerlendirdi, bir önceki günü mumla arattı, eğitimin köküne kibrit suyu döktü...

Başarı, göreceli bir kavramdır. Başarıyı veya başarısızlığı ölçmek için kullandığınız ölçüt belirleyicidir. Bugün bizim başarıyı ölçmede kullandığımız sistem; çoktan seçme test tekniği.

Beceriyi ölçer mi? Eğitilmişliği ölçer mi? İnşa etmeyi ölçer mi? İnsani değerleri, ahlak normlarını ölçer mi? Kendisini ifade edebilmeyi, ölçer mi? Bunların hiç birini ölçemez. Sadece ve sadece ezberi, kısır mantığı, kısa süreli hafızaya alınmış kalıp bilgileri ölçer.

Bakanlığımız önce başarının ne demek olduğunu tanımlamalı. Herkese aynı gömleği giydirmenin başarı getirmeyeceğini acı deneyim ve tecrübe ile öğrendik. Herkese aynı seviyede akademik eğitim verilemeyeceğini öğrendik. O zaman ne yapılması gerekir? Acizane fikrim ;

1- Öğretmenler için eğitim ve öğretim alanında kariyer alanları belirlenmesi. Öğretmenlere, Mesleğe girdikten sonra 5 yıl içinde yüksek lisans, 10 yıl içinde doktora yapma zorunluluğu getirilmesi.

2- ilkokullarda öğrencinin ana diline tam hakim olacağı ( sözlü, yazılı anlatım, kelime dağarcığı v. s.) sistem uygulanması. Gereksiz bilgilerden arındırılmış yaparak yaşayarak öğrenmeye dayalı bir eğitim sistemi getirilmesi. Öğretim sisteminin ve ortamlarının buna göre düzenlenmesi.

3- Meslek liselerinin günün şartlarına göre rehabilite edilmesi, en son teknolojiyle donatılması, ihtiyaç duyulan ara eleman yetiştirecek cazip hale getirilmesi.

4- Orta öğretimde tamamen branşlaşmaya gidilip ders sayısının azaltılması, akademik eğitimin temeli atılarak üst öğretime hazırlayacak bir eğitim verilmesi.

5- MEB de merkez ve taşra teşkilatının yeniden yapılandırılması, her aklına gelenin aklına geldiğini uyguladığı yer olmaktan çıkarılması. Esnek, şeffaf, hızlı karar alan, hesap verebilir, en alt kademeden en tepe noktaya kadar liyakat sisteminin getirilmesi.

6- MEB in ve yüksek öğretimin çeşitli siyasi, cemaat-tarikat, dernek, vakıf adı altında faaliyet gösteren hokkabaz yapıların etki alanından çıkarılması. Gerçekten bilimsel eğitim veren, arge yapan, üreten bir yapıya kavuşturulması.

Buna benzer bir sistemi çok kısa bir zamanda uygulamaya koymazsa, diğerleri gibi unutulur gider.
Mustafa TAHSİN

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol