POZİTİF DİSİPLİN VE TEHDİT DİLİ

Hepimizin temel ihtiyacı anlaşılmak. Çocuklarımızın da öyle… Doğru anlaşılmak için çırpınan bizler, çocukların çırpınmasını neden yadırgar? Temel sorun burada!

Dikkat!

Çocuklardan bahsederken çok dikkatli olmalıyız. Çünkü çocuklar, insanlığın en hassas yüzü. Geleceği inşa edecek olanlar onlar. Ve nasıl bir gelecek sorusunun cevabı onlar.

Aramızda oldukları sürece onlar, her yerdeler ve her anımızda varlar. Bizimle güven bulur, bizimle hareket eder ve kısaca bizimle yaşamayı becerirler. Zarar bizden bile gelse, onlar, bize sığınırlar. Ve bizimle tutunurlar yaşama onlar; çocuklarımız…

O halde “nasıl bir gelecek” sorusunun cevabını belirleyecek olan biz ebeveynleriz.

Her fırsatta dile getirmekten çekinmeyiz: Bir ömrü şekillendiren ilk eğitim, aile içerisinde alınan eğitimdir. Çocuklar nasıl davranacaklarını kendilerine bakan yetişkinleri izleyerek, dinleyerek ve onlarla konuşarak öğrenir. Davranışlarında yetişkinlerin sırf kendilerine yönelik davranışlarını değil, başkalarına karşı davranışlarını da temel alırlar. Dolayısıyla onların yaşayışlarını belirleyecek olan her hali onlara yetişkinler benimsetir.

Neredeyse her ebeveynin çocuklarını iyi yetiştirmek adına kaygıları vardır. Bu kaygılar kimi zaman yoğun hissedilirken, kimi zaman ise fark edilmez. Ancak içinde bulunduğumuz asrın sarsıcı yaşantısından olsa, artık her anne baba bu kaygıları derinden hisseder oldu. Haklı ve tabii ki gerekli olarak…

Derinden hissedilen kaygılar anne-babanın hassasiyetini arttırınca, çocukluklarının tadını çıkaran çocuklar birçok engellemeyle karşılaşır oldu. Şunu yapma, buna dokunma, ondan uzak dur… Bu gibi engellemelerin sebebini anlamaktan uzak olan çocuklar ise, haliyle bu telkinleri kanıksayamadılar. İşte bu noktada ortaya tehdit dili çıktı.

Çocuk gelişimini olumsuz etkileyen birçok durum vardır ve onlardan biri de sürekli yaşamıyla ilgili tehditlere maruz kalmaktır. Aslında çocuklar yaşama tutunmayı ve ilişki kurmayı öğrenmek için sürekli gözlem içerisinde olan ve bütün gözlemlerini hayal ederek muhteşem bir dünya kurgulayan acayip varlıklardır. Onların yaşamına renk katan ve heyecan veren de bu acayipliklerdir. Fakat yetişkinlerin asla erişemeyecekleri hayallerinde yaşarken çocuklar, maruz kaldıkları tehdit diline anlam veremezler. Bu anlamsızlık giderek içselleşen bir yanlışlık algısına dönüşecektir. Yani kendi doğrusunu yaşarken çocuklar, bu doğruları yanlış zannedecek ve zedelenecekler.
Anne-baba ister ki, çocukları ileride onlara zarar getirebilecek hiçbir şeyi öğrenmesinler. Yani her riskten uzak dursunlar. Ama her çocuk merak eder ve bilmek ister. Çünkü ancak bu şekilde yaşama tutunabilirler. Böylelikle ebeveyn ile çocuklar arasında bir çatışma çıkar; anlam verilmeyen bir çatışma.

Aslında ömürlerinin yaklaşık %10’luk bir bölümünde ebeveynlerin dizinin dibinden ayrılmayan o çocuklar, sürekli olarak anlamaya ve anlarken ki heyecanlarını aktarmaya çalışırlar. Onların da bütün insanlar gibi hedefleri anlaşılmak. Yanlış anlaşıldığı zaman bir insan ne yapar? Unutulmamalı ki, çocuklar da insan.

Yaşadığımız kültürel ortamda hâkim olan bir anlayış var: Hedeflerimizi çocuklarımıza dayatmak. Yani çocuklarımızı bizim istediğimiz şekilde yoğurmak. Ama zaman gösterdi ki bu mümkün değil. Çünkü mamulü maden olan hamur yoğrulmaz.

Çocuklara yalan söylemek, korkutmak, bağırmak, kötü davranmak, dövmek, duygularını incitmek, kandırmak, cezalandırmak, zorla yemek yedirmek ya da uyutmak, uzun süre susmalarını istemek, onları terk etmek ya da evden atmakla tehdit etmek çocukların eğitiminde başvurulan büyük yanlışlar…

Bütün bu yanlışlar istenilmeyen davranışların tekrar edilmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Ancak altını çizerek belirtmek istediğim şey şu:

Pedegojide önemli bir kural vardır: Bir davranışın kazanılabilmesi için, önce o davranışın tersinin yaşanması gerekir.

Bu kural sizin için ne anlam ifade ediyor? Benim için bir ömür…

Bir ömrün tecrübe edilmesi aslında bir diyalektik. Yani tez-antitez-sentez. Davranış-daha iyi bir davranış ve bunları dengeleyecek bir tutum. Her birimizin kendi yaşamında tecrübe ettiği bu gerçeği çocuklarımız için de kanıksamalıyız.

Bu durum anlaşılınca, çocuklara sabırlı, destekleyici ve pozitif bir yaklaşım da kendiliğinden gerçekleşecektir. Çocuklar gördüklerini yansıtan birer aynadırlar. Dolayısıyla kendisine bu şekilde yaklaşılan bir çocuk, sabırlı, destekleyici ve pozitif bir geleceğe sahip olacaktır. Bu sizi heyecanlandırmıyor mu?

Aslında yazım boyunca benim anlatmak istediğim bu yaklaşım, ABD’de yıllardır uygulanan ve “Pozitif Disiplin” denilen bir eğitim modeli. Bu modelin ana düşüncesi ise çocuklara insan muamelesi yapmak. Lütfen şaşırmayın, sadece düşünün.

Anlaşılmak içsel bir ihtiyaç. Doyurulmayınca huzursuzluk veren ve rahatsız eden, hatta günlük yaşantımızı olumsuz etkileyen bir ihtiyaç. Çocukların buna daha çok ihtiyaçları var. Onları anlamaya çalışın, sabırla… Bir çiçeği sular gibi.

Meyve verinceye değin yapmamız gereken bu.

¤Psikolog Kadir Özsöz¤

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol