Papatyayla Mucizeler Yaratan Matematik Öğretmeni

Karıncaların nasıl bu kadar ağırlıkta yük taşıdıklarına hayran kalmıştı Ömer. Öğretmenleri karıncaların kendi ağırlıklarının 50 katı kadar yük taşıdıklarını söylemişti ama pek umursamamıştı. Şimdi gözüyle buna şahit oluyordu. Oturduğu taşın altına karıncalar yuva yapmış. Karıncaların her biri bir yönden geliyor yuvaya yarım metre kala sıraya giriyorlardı. Eğitim almış askerler gibi düzenli ve tertipli bir şekilde hiç sıralarını bozmadan yiyeceklerini yuvaya taşıyorlardı. Çalışkan olan bu karıncaları sevmiş ve onları izlemekten zevk almıştı. Dikkatini başka yöne çevirmesine sebep olmuştu bal arısı. Tüm müzik Enstrümanlarını çalan bir sanatçı gibi insanı dinlendiren bir ezgiyle önündeki nazenin çiçeğin taç yaprağına kondu. Bu arının bin bir çiçekten polen toplayıp pusulası olmadan nasıl evinin yolunu bulduğunu ve bu yetmiyormuş gibi dünyanın en tatlı gıdasını nasıl yaptığını aklı almıyordu. Etrafta mis gibi çiçek kokuları, ağaçların yeşilliğinde tomurcuklanmış çiçekler, doğanın bu denli canlılığı yüzüne kan getirmişti. Biraz olsun doğa ona iyi gelmişti. Her gün okulu ve evi arasında mekik dokuyup aynı şeyleri yapmaktan ve her gün dört duvar arasında kendisinin önemsenmediğini düşünmek ona çok ağır geliyordu. Ailesinin ona yaptıklarını unutup karşısındaki manzarayı izlemek istiyordu. Ama düşünceleri ona engel oluyordu. Nasıl ki bir atomun artı ve eksi yükleri çekme kuvvetiyle birbirini çekiyorsa düşünceleri daha büyük bir kuvvetle onu kendine çekiyordu, itemiyordu. Karşısındaki vadide bulunan Ayçiçek tarlasını izlemek istedi. Her birinin ortasında bin tane çekirdek. Her biri bir tohum olacak ve her biri bin tohuma gebe yeni bir çiçeğe gebe. Ve bu çiçeklerden oluşmuş koskoca bir tarla.
Yine düşünceleri onu bırakmadı. Açık mavi gözleri hafifçe kısıldı ve gözünden iki damla gözyaşı döküldü.
Musa öğretmen havaların ısınmaya başlamasıyla birlikte rehberliğini yaptığı aynı zamanda matematik derslerine girdiği sınıfına verdiği sözü tutmuştu. Sınıfını şehrin en güzel manzaralı piknik alanına getirmişti. Öğrencileri hemen doğaya uyum sağlamış. Bazıları saklambaç oynuyor, bazıları ip atlıyor bazıları da piknik alanında bulunan oyun parkında vakit geçiriyordu. Bazı öğrencilerine de sorumluluk bilicini aşılamak için görevler veriyordu.
Kışa elveda mesajları taşıyan bu mevsim öğrencileri sevindirmişti. 
Ömer’in tek başına vadiyi ayaklarının altına seren taşın üstüne oturup karşısındaki manzarayı hem izlemesi hem de bir şeyler mırıldanıp ağlaması öğretmenin dikkatini çekmişti. Kendi iç dünyasıyla bu kadar çatışma içinde olan öğrencisinin derdini merak etti bir an.
Başında olduğu mangalı, yanına çağırdığı ve bu işten anladığını söyleyen Furkan’a emanet edip Ömer’in oturduğu yere doğru yürüdü.
Ömer öğretmeninin geldiğini görünce yanağını ıslatan gözyaşlarını sildi. Kendini toplayarak öğretmene olan saygısından ayağa kalkmaya çalıştı. Musa öğretmen eliyle ayağa kalkmasına gerek olmadığını belirterek karşısında bulunan taşa oturdu.
Musa öğretmen: Anlat bakalım Ömer neyin var? Neden bu kadar ağlıyorsun? Arkadaşların hepsi pikniğin tadını çıkarıyor sen ise yalnız başına oturmuş kendinle konuşuyorsun.
Ömer: Öğretmenim benim ailem beni anlamıyor beni hep başkalarıyla kıyaslıyorlar. Ben elimden geleni yapıyorum ama kapasitem bu kadar.
Yan komşumuzun oğlu hasan matematikten 95 almış. Ben ise 85 aldığım için işitmediğim azar kalmadı. Hâlbuki sınıfın en yüksek ikinci notunu aldım. Babam bana hep ‘’hiçbir şey beceremezsin. Beceriksizin tekisin’’ diyor. Öğretmenim ailem beni sevmiyor beni küçük görüyorlar. Bıktım onların nasihatlerinden.
Ömer hem söylenip hem ağlıyordu.
İçine kapanık kimseyle konuşmayan Ömer bu gün içini dökmüştü. Kendi halinde sakin ve uysal bir göl olan Ömer şimdi hırçın fırtınalar koparan gemileri baş aşağı yapan okyanus olmuştu. 
Derdini anlamıştı Musa öğretmen. Ömer’in yaşadıkları 11-15 yaş arası gençlerde oluşan ergenlik psikolojisiydi. Ömer’e ailesini ona nasıl sevdirmesi gerektiğini anlamıştı. Bunun nasihatle olamayacağını biliyordu. Bir yol muhakkak vardı. Ama ne? Ona göre Matematik tüm bilimlerin kraliçesi değil mi? Tüm sorunları çözen ilim değil miydi? Öyleyse matematik, içinde bulunduğu durumu çözmesi gerekirdi. Ama nasıl? Ömer derdini anlatırken Musa öğretmen ise Ömer’e ailesini nasıl sevdireceğini düşünüyordu.
Aradığı cevap tam da önündeydi. Gözleri parlamıştı papatyalara bakarken. Yerinden kalkarak 5 tane papatyayı kopardı. Ömer ise öğretmeninin ne yaptığını anlamaya çalışıyordu. Musa öğretmen Ömer’e dönerek; 
Senin ailen seni çok seviyor Ömer. Bana inanmıyorsan şimdi şu elimdeki papatyalara soracağız. Papatya falını biliyorsun değil mi?
Ömer: Evet biliyorum öğretmenim.
Musa öğretmen: Öyleyse her seviyor ile biten papatyada karşında duran vadiyi titretecek şekilde ‘’ailem beni seviyor’’ diye haykıracaksın, anlaştık mı?
Ömer, muhakkak bir tanesinin sevmiyor ile biteceğini düşünerek İsteksizce anlaştık dedi.
Musa öğretmen papatya yapraklarının genel olarak tek sayı olduğunu biliyordu.(13,21,33,55…) Papatya yapraklarını eğer seviyor ile koparmaya başlarsa yüzde 99’u seviyor ile biteceğini aksi durumda da sevmiyor ile başlasa sevmiyor ile biteceğini biliyordu.
Doğanın içinde böyle Allah’ın sakladığı matematik olduğu için mi güzel, yoksa matematik doğanın her tarafında göründüğü için mi güzel? Kendisi dâhil, pek çok kişi bu soruya cevap aramak için matematikçi olmuştu.
Musa öğretmen ilk papatyanın yapraklarını koparmaya başlamıştı bile.
Seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor, seviyor…
Öğretmeni papatyanın son yaprağını koparırken seviyor demişti. Tüm papatyaların seviyor ile biteceğini inanmasa bile ilk papatyanın seviyor ile bitmiş olması onun bir nebze olsun ruhunu sevinç kıpırdatmasına neden olmuştu. Öğretmeniyle anlaştığı gibi vadiye dönerek ailem beni seviyor demişti.
İkinci papatya, üçüncü papatya derken dördüncü papatya da seviyor ile bitmişti. Ömer’in ruhunun tapınağı olan kalbinin en kuvvetli hüzün heykeli yıkılmış yerine mutlulukla dolmuştu. Artık ailesine karşı kötü düşünceleri yok oluyordu. Çünkü 4 papatya da seviyor ile bitmişti. 
Beşinci papatya da heyecanı doruktaydı. Kalbi hızlı attığı için damarlarının büzüldüğünü hissediyordu. Bir an nefes alamadığını düşündü. Yapraklar azaldıkça heyecanı katlanıyordu. Musa öğretmeni son yaprağı kopardığında seviyor demişti. Ömer kendini tutamamış vadiyi titretmişti. Ömer kendine hâkim olamamıştı. Ailem beni seviyor diye tekrarlayıp duruyordu. Piknik alanındaki herkesin onu izlediğinin farkında bile değildi. Ömer gelip öğretmenine sarılıp ailem beni seviyor demişti.

Yıllar önce olmuş bu anısını günlüğünden okuyordu. Öğretmeni karşısında duruyordu. İntihar bile edeceğini düşündüğü o günün kahramanı tam karşısındaydı. Öğretmeni kliniğine gelmişti. Ne diyeceğini bilmiyordu. Ona yaptıkları birkaç kelimeyle tarif edilemezdi. Tüm kelimeler kifayetsiz kalmıştı. Papatya yapraklarının neden hepsinin seviyor ile bittiğini öğrendiğinde artık doktor olmuştu.
Öğretmenine dönerek;
Öğretmenim biliyor musunuz siz o gün benim hayatımı kurtardınız.
Hıçkırıklar arasında bunu en azından diye bilmişti Ömer. 
Yine ağlıyordu. Ama bu defa mutluluktan…
Musa öğretmen karmaşık duygular içinde karşısında duran doktor olmuş öğrencisine bakıyordu. Her dersin ne kadar önemli olduğunu ve hatta her bilginin nelere vesile oluğunu gün geçtikçe daha iyi anlıyordu. Ömer artık sadece ailesini değil milletini, vatanını da seviyordu. 
Ömer’e beklemediği bir cevap vermişti Musa öğretmen. 
SENİN HAYATINI BEN DEĞİL MATEMATİK KURTARDI.

İbrahim Ergün % Matematikçi Yazar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13