"Osmanlı çiftçisi tohumu genellikle kalburdan geçirerek ayıklıyordu. ""

"Dört yüz tarım işçisinin bir günde ayıklayabildiği tohumlar Amerika’da selektör makineleri ile bir günde temizleniyordu. "

1847 yılında İstanbul’da bir basma fabrikasının kurulmasına karar verildiğinde, öncelikle fabrikanın ihtiyacı olan pamuğun gereken evsâfta yetiştirilmesi için Amerika’dan yardım istendi.

“Ziraat Talimhanesi” Yeşilköy yakınlarındaki Ayamama Çiftliği’nde kuruldu.

Okul sayesinde tarımsal üretimdeki yeni teknikler öğrencilere öğretilecek, buradan yetişenlerin "ziraat öğretmeni" olarak Eyaletlere, illere, gönderilmesiyle bilginin imparatorluk coğrafyasına yayılması sağlanacaktı.

Ayrıca okulda tarımla ilgili yabancı dildeki kitaplar tercüme edilerek ihtiyaç duyulan yerlere gönderilecekti.

4000 dönüm arazi üzerinde faaliyet göstermesi planlanan ve ilk talebeleri "TIP FAKÜLTESİ "(Mekteb-i Tıbbiye)'den özenle seçilen en başarılı öğrenciler bu okula kaydırıldı.

Okulda eğitim süresi altı yıl olarak belirlendi.

Fakat yapılan ekimlerin başarısız olması ve taşraya gidecek öğrenci yetiştirilememesi nedeniyle okul 1851’de kapatıldı.

Tıp Fakültesinden getirilen öğrenciler Anadolu'ya gitmediler. Birçoğu okullarını bıraktılar.

Halk ilgisizdi. Çocuklarını da göndermedi.

1847 yılında İstanbul’da ilk Ziraat Mektebi açıldı.

Ayamama Çiftliği’ndeki başarısız ilk girişimden kırk yıl sonra, Fransa ve Almanya’da ziraat eğitimi alan bürokratların hazırladıkları plan dâhilinde pek çok vilayette ziraat mektepleri ve numune tarlaları açıldı.

Bunlardan biri olan Ankara Numune Tarlası ve Çoban Mektebi de vilayetteki çiftçilerin devrin tarım yenilikleri ile tanıştırılması ve tiftik keçilerinin ıslahı amacı ile 1898 yılında hizmete girdi.

Ankara çiftçisi de ilgisiz kaldı, 10 öğrenci ile başlanan macera, 1908’de Çoban mektebinin Ziraat Mektebine dönüştürülmesine neden olmuş ve ağıl bölümü tasfiye edilmişti.

Aynı tarih diliminde Osmanlı ziraat mektebini büyük mali kaynak ayırdığı halde henüz hayata geçirememiş iken, bu dönemde bir özel teşebbüs dikkati çekiyor.
**************************************************************

1870 yılında Yafa şehrinde "Yahudi Ziraat Mektebini kuruyor "Yahudi cemaati".

Osmanlıların toprakları üzerinde kurmuş olduğu bir ziraat mektebi.

Burada tarım öğretmeni yetiştiriyorlar.
***************************************************************
Sonra yetiştirdikleri bu uzmanları, Osmanlının diğer bölgelerinde açılacak olan Yahudi ziraat mekteplerine eğitici olarak gönderiyorlar.
***************************************************************
Ve kurdukları çiftliklerde "Kibbutzların" bir örneğini Osmanlıda ilk defa uyguluyorlar.

Filistin meselesi de o zaman gündeme geliyor.

Abdülhamit’in bu talepler karşısında çok ciddi bir duruşu var, bu girişimi engelliyor.

Haç için gidenleri takip ederek, pasaportlu gitmelerini ve haç dönüşü orayı terk etmelerini temin ederek, Kudüs’e göçün önünü kesiyor.
***************************************************************
Bizdeki ziraat mektepleri başarısız girişimler olarak kalırken, yahudi cemaati, bu kurdukları okullardan yetiştirdikleri öğretmenlerle ;

Silifke’de,

Çatalca’da

Eskişehir’de,

Bandırma’da muhtelif yerlerde çiftlikler alınmış, Kibbutz örneği kurularak, üretim yapılmış, o insanlar üretime katılmış, hem karınlarını doyurmuşlar hem de bu mesleği, ziraatçılığı öğrenmişlerdir.

Osmanlı coğrafyasında iki ziraat okulu daha açmışlardır.
****************************************************************
1890 yılında Bornova da Ziraat Mektebi kurar İsrail oğulları.

1898 yılında da Akhisar’da bugünkü Kayaoğlu Çiftliği denilen kasabada, diğer Ziraat Mektebini kurarlar.

Son dönemde Müslüman öğrencilerde almaya başlarlar ama yine müslüman halkın ilgisi düşüktür.
***************************************************************
Osmanlının okul projesi, ancak 1884 yılında yeniden gündeme gelir.

***************************************************************
Bu defa Abdülhamid Han "en zeki ve en başarılı" bürokratlarından "Agop Amasyan"ı öğrenci olarak Paris’te Grinyon Yüksek Ziraat Enstitüsü’ne gönderir.

Bu defa işi daha sıkı tutarlar, hemen çalışmalara başlar, Bir "nizamname" hazırlanır.

Bu defa müslüman öğrenciler Anadolu'ya gitmeyeceğim diyemeyecektir.

Okul yeri olarak Halkalı Çiftliği belirlenir, bu çiftlik satın alınır, okul haline getirilir.

Yabancı hocalar getirilir.

Abdülhamit’in bu konuda çok ciddi çalışır ve Yurt dışına da öğrenci gönderilir.

Bugün olduğu gibi "doktora öğrencisidir" bunlar.

Doktoralarını tamamlar, gelirler ve bizlere eğitimci olarak çok güzel işler yaparlar bu insanlar.
***************************************************************
Halkalı Ziraat Mekteb-i Alisi, Ziraat Fakültesi olarak kurulmuştur.

Referans olarak Paris’teki Grinyon Ziraat Mektebi alınmıştır.

Aynı dönemde aynı kararnameye bağlı olarak iki okul daha açılır. Selanik’te ve Bursa’da birer Ziraat Mektebi.

Bunlar da lise düzeyinde eğitim veren iki okuldur.

1911 yılında Selanik Ziraat Mektebi, Mekteb-iAliye’ye, yani ZiraatFakültesi’ne çevrilir.

Mezun vermeksizin elden çıktığı için, oradaki öğrenciler Halkalı’ya getirilir, talebelerimiz ve hocalarımız Halkalı ’da eğitimlerine devam ederler.

1889 yılında Mülkiye Baytar Mektebi yani sivil baytar mektebi. Askeri Baytar Mektebi zaten 1842 de 1848 yılında vardır. Ancak ülkenin sivil baytara ihtiyacı vardır.

Onun için Mülkiye Baytar Mektebi adı altında sivil baytar mektebi, sivil tıp fakültesi ile birlikte, onun bir şubesi olarak açılır.
**************************************************************
Hepimizin çok iyi bildiği, Mehmet Akif Ersoy ve sınıf arkadaşları Halkalı ’ya gelir. Bunlar hep okul hayatlarında birinci ikinci üçüncü olarak derece alan en başarılı öğrencilerden seçilmişlerdi.

Şair, Yazar, Siyasetçi olarak biliriz fakat Tarım ve Veterinerlik Okulu mezunu aslında "Baytar " Veteriner idi.

Ziraat mektebi olarak açılmış olan çiftlik mektepleri diye adlandırdığımız, Abdülhamit’in kurdurduğu numune tarlaları, deneme tarlası diyebiliriz, bunların içerisinde uygulamalı ziraat mektepleri vardır. Eğitimi 2 ya da 3 yıl olur.

Devlet tarafından tüm ihtiyaçları karşılanır.

Uygulamalı olarak bu eğitim verilir.

Sütçülük mektebi ve sütçülük ihtisas mektepleri de bu zamanlar kurulur.

Yine Ermeni kökenli bir mühendis tarafından kurulmuş ve çok başarılı olmuş olan Darü’l Harir Mektebi vardır.

Diğer bölgelerde de bu okullar kurulmuştur.

Yine Amerikan asma fidanlıkları kurularak, Filokseraya karşı aşı ve bağcılık okulları açılmıştır.

Burada dikkat çeken bir okul, Abdülhamit’in kurmuş olduğu bir başka okul Seydiköy’de açılmıştır.

İzmir’in şimdi Gaziemir semti diye anılan bölgesinde.

Seydiköy de açılan, adı Amerikan Asma Fidanını Aşılama Mektebi, bir süre de Maiyat-ı Mütehemre Ameliyat Mektebi olarak anılan okuldur. Kısaca adına sirke- şarapçılık okulu idi..

Halkalı’da üniversite düzeyinde; Bursa’da ve Selanik’te lise düzeyinde eğitime devam ettik.
******************************************************************
Ancak I.Dünya Savaşı yıllarına geldiğimizde, bütün alanlarda olduğu gibi sarsıntılar yaşandı.

************Çanakkale’ye Halkalı’dan 18 yaşın üzerinde ki bütün talebeler savaşa katılmak üzere gittiler.. *************

Tamamına yakını "Ermeni ve Rum öğrenci ve öğretmenleriyle" beraber şehit oldular..

2 yıl hiç mezun vermedi okullar...

Diğer 2 yılda hayatta kalanlardan bir sene 4, bir sene 5 öğrenci mezun verdi.
****************************************************************
OKUL MEVCUDUNUNDAN GERİYE DÖNEN 16 KİŞİ İDİ.
*****************************************************************

Bursa Ziraat Mektebi de kapandı milli mücadele yıllarında.

Talebeler cepheye de gitti, mektep işgale uğradı.

Milli mücadele yılları, sene 1922 Eylül ayındayız.

Artık geri püskürtmeye başladık Yunan güçlerini.

Edirne, Çanakkale, İzmir’e kadar olan bölge işgal altında kalmıştır.

Eskişehir’e kadar da ilerlemişlerdir. Geri püskürtüyoruz.

Yunan çekiliyor. 3 yerde hemen Ziraat Mektebi kurduk.

İzmir, Kepsut ve Edirne’de. Şehir yanmış, şehir yapılmadı bu çok önemli.

Şehirlere çivi çakılmadan, hemen garnizonlar düzenlendi ve Ziraat Mektepleri kuruldu.

Tabii ki birçok eğitimli insanımız şehit olmuştu.

Çanakkale’den beri bir çok eğitimli insanımız zayi oldu.

Eğer biz tarımda gelişecek isek, Gazi Mustafa Kemal bunun farkındaydı, ziraatı ve eğitimi geliştireceğiz.

O savaşın içinde 3 ziraat mektebi kuruldu.

Aradan bir yıl geçmeden, 1923 yılında TBMM’den çıkartılan bir kanun ile bir görevlendirme yapıldı. Ziraat sergisi yapacaksınız okullarda.

Halkalı Ziraat Mektebi Alisinde, Ankara Ziraat Mektebinde, Edirne Ziraat Mektebinde ve İzmir Ziraat Mektebinde birer sergi düzenlendi.

Eğitim materyallerinin, yeni tarım tekniklerinin gösterildiği bir sergiydi bu.

Ankara’nın ve Halkalının geçmişi vardır ancak, burada dikkat çeken Edirne ve İzmir Ziraat Mektepleri henüz bir yaşındadır.

Fevkalade bir sergi yapılır. Çok önemli mesajlar verilir burada. Ankara’da yapılan sergiye Gazi kendisi Latife Hanım ile birlikte katılırlar.

Çok beğenirler sergiyi ve hatıra defterine ikisi de çok güzel ifadeler yazarlar.

*****************Gazi Mustafa Kemal şöyle yazar. ”Çiftçilik milletimizin hayatı, serveti, kuvvetidir. *******************

****************“Latife hanım da şöyle yazar “Ziraat silahına sarılan milletler öldürülemezler”. *************************

170 yıl küsur önce başlayan bu çabalar için insanımızın şimdi oturup düşünmesi lazım.

Tüm okulları 2 yıl mezun vermemiş, tamamına yakını Çanakkale'de şehit olmuş bu okulların mirasçıları, bizler, tüm ülke olarak;

İyisi ile kötüsü ile, başarıları ve başarısızlıkları ile..

Türkiye’de tarımsal eğitim çalışmalarının başlamasından bu yana 173 yıl geçti.

Cumhuriyet ile birlikte modern değerlerle yeniden şekillenen ziraat fakülteleri bugüne kadar 100 bine yakın mezun verdi.

Bugün biz nerede hata yaptık?

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13