ORTALAMA ALMA SAPLANTISI

Eğitim sistemimizin önemli sorunları vardır. Bu sorunların arasında ortalama alma saplantısı bulunmaktadır. Ortalama alma saplantısı, ortalamanın önemli bir değer olduğunu kabul etme durumudur. Bu süreçte, her öğrencinin, her dersin, her sınıfın, her okulun akademik ortalaması alınarak başarı sıralaması yapılır ve değerlendirmelerde ölçüt olarak akademik ortalamaları kullanılır. Örneğin, bir sınıfta iki öğrenci olsun. Bu öğrenciler 10 puan üzerinden ölçülsün. Öğrencilerden bir tanesi 1 puan diğeri 10 puan almış olsun. Aritmetik ortalaması 1+10=11 ve 11/2=5,5 olarak hesaplanır. Öğrencilerden biri 1 diğeri 10 aldığında aritmetik ortalamanın 5,5 olması hangi öğrencinin başarısını temsil eder? Sınavda 1 puan alan öğrenci 5,5’te, sınavda 10 puan alan öğrencinin akademik ortalaması 5,5’te mi temsil edilir? Todd Rose “The End of Average” adlı eserinde ortalamanın hatalı bir ölçme ve değerlendirme olduğunu, öğrencilerle ilgili hiçbir ölçümün ortalama değere sahip olmadığını ileri sürmektedir.

Öğrencilerin liseye, üniversiteye, master ve doktoraya giriş sürecinde başarıları ölçülürken not ortalamalarına bakılır. Oysa bu ortalamalar öğrencilerin gerçek başarını yansıtmadığı gibi yeteneklerini de göz ardı eder. Evrende hiçbir şey ortalama özellik göstermediği göz önüne alındığında, Miller’in araştırması, bu konuda önemli açıklamalar yapmaktadır. Miller ortalama beyin haritasını çıkartmak amacıyla 16 bireysel beyin haritasını inceler. Beyinleri incelenen bireylerin beyinleri, ortalamadan farklı olduğu gibi hepsi farklı özellikler göstermektedir. Bazı insanların beyninde etkinlikler çoğunlukla sol tarafta, bazılarında ise sağ taraftadır. Bazı beyinlerin çoğunlukla ön kısmı, bazılarının arka kısmı daha etkindir. Bazısı uzun ve kalın şerit halindeki etkinlik adacıklarıyla Endonezya haritasını andırırken; bazıları ise neredeyse boştur. Ancak en bariz olgudan hiçbir kaçış yolu yoktu: Hiç kimsenin beyni ortalama beyne benzememektedir (akt. Rose, 2016, ss. 30-31).

Ortalama almak, ortalamaya göre ölçme ve değerlendirme yapmak için standart testlere ve standart eğitim sistemine ihtiyaç vardır. Çünkü aynı müfredat, aynı eğitim materyali ve aynı sürede işlenen konular temel alınarak standartlaştırılmış testlere göre sınav yapmak gerekir. Bu yaklaşım Frederick Taylor’ın meşhur kuramı “Bilimsel İşletme Kuramı”nın ilkeleriyle de tutarlılık gösterir. Burada göz ardı edilen durum, öğrencilerin standartlara uygun olmamasıdır. Standartları sözel ve sayısal öğrenmelere endeksli hale getirdiğinizde, dilsel, görsel, uzamsal ve bedensel zekâ özelliklerine sahip öğrencileri harcamanız ya da yeterliklerinin çok altındaki eğitim kurumlarına yönlendirmeniz anlamına gelir. Standart testlere dayalı yapılan 100 soruyu 3 saatte çözme yönergesi, testleri en kısa zamanda ve en doğru çözen çocuklar daha zekidir, varsayımının bir sonucudur. Bu varsayım Thorndike’a aittir. Eğitim sistemimiz bu görüşü benimsemiş ve halen daha sürdürmektedir. Oysa testleri kısa zamanda çözen çocuklar kısa süreli belleği daha çok gelişmiş olanlardır. Birçok bilimsel icat kısa süreli belleğin değil, uzun süre düşünme, tartışma, araştırma ve tam öğrenmenin bir ürünüdür. Einstein atomu 10 saniye parçalamadı!

İnsanlar, zekâ yönünden benzerlik göstermediklerine göre bedensel olarak benzerlik gösteriyor mu? Aynı yaşta ve aynı boy uzunluğuna sahip iki bireyi değişik özelliklerine göre ölçtüğümüzde farklı dağılımlar ortaya çıkmaktadır. Ortalamaya uygun insan bulunmamaktadır. Buna “Dalgalılık Prensibi” adı verilmektedir. Daniels dokuz ayrı ölçüte göre, en az dördünde ortalama ölçülere sahip pilotların oranının %2’den az olduğunu ve hiçbir pilotun tüm ölçülerinin ortalama olmadığını saptamıştır (akt. Rose, 2016, s. 91). Bu duruma göre standart pilot kabini yapıldığında pilotların uçuş sürecinde sürekli sorun yaşayacağı aşikârdır. Son yıllarda hem pilotlar hem de şoförler için vücut yapısına göre ayarlanabilir koltuklar geliştirilmiştir.

Ortalama başarıya göre öğrencileri seçtiğimizde bir alanda başarılı olan öğrenci diğer alanda da başarılı olabilir mi? Örneğin, matematik dersinde 100 üzerinden 90 akademik ortalamaya sahip öğrenci müzik, resim ve beden eğitimi gibi alanlarda da aynı başarıyı yakalayabilir mi? Teorik olarak mümkün değil. Çok iyi fizikçilerin iyi sporcu, çok iyi müzisyenlerin iyi edebiyatçı olması çoğu zaman imkânsızdır. Bir iki alanda başarılı olmak mümkün iken her alanda aynı başarıyı göstermek mümkün değildir. Ortalamaya göre seçip yerleştirdiğimiz bireyler bu duruma göre hatalı bir süreçten geçip meslek seçmekte, ödüllendirilmekte ya da belirli alanlara yönlendirilmektedir.

Her öğrenci için belirli, standart bir öğrenme yöntem ve tekniği de yoktur. Bu durumu en çok gözlediğim ders istatistik dersidir. İstatistik dersinde faktör analizi konusu işlerken yaşadığım bir örnek olayı sizlerle paylaşmak isterim. Öğrenciler faktör analizini, faktör analizinin varsayımlarına dayalı olarak yapılan sunumda pek fazla anlamadı. Daha doğrusu faktör analizi ile ilgili olarak zihinlerinde şema oluşturamadılar. Bu aşamada görsel zekâlarını işe koşacak, hikâyeleştirecek bir yöntemi denemem gerekiyordu. Öğrencilere, insan vücudu kaç bölümden oluşur? sorusunu sordum. Cevap 3’tü. Kafa, gövde, kollar ve bacaklar. Kafa, gövde, kollar ve bacaklar birer boyuttu. Kafada olan organları tek tek belirledik. Göz, burun, kaş, kulak, ağız, dil, diş, beyin, saç vb. Gövde, kol ve bacaklarda aynı şekilde belirlendi. Bunlar maddeleri oluşturuyordu. Bu maddeler birleşerek kafayı, gövdeyi ve bacakları oluşturuyorlardı. O halde faktörler kafa, gövde, kol ve bacaklardı. Anket maddeleri de göz, kulak gibi organlardı. Öğrenciler bu uygulamadan sonra .10 faktör değeri birbirine yakın olan maddeyi neden atacaklarını anlayamadılar. Oysa 7. madde iki boyutta da faktör yük değerleri birbirine yakındı. Bu şu anlama geliyordu. Bu madde farklı ortamlarda farklı söylemlerde bulunuyordu. Başka bir anlatımla güvenilir değildi. Maddeyi ölçekten çıkartıp tek bir durumu ölçen maddelerle faktör analizi yapmanın önemini ele aldık. Derste öğrenciler görselleştirerek, hikâyelerle konuyu öğrenmişti.

Genel olarak eğitimle, yönetimle ilgili kararlar ortalamaya göre alınır. Oysa ortalama görüldüğü gibi bir şehir efsanesidir. Öğrenciler her durumda kişiliğe uygun benzeri davranışlar sergilemez. Locus of Control ölçeği ile veri topladığınızda, öğrencileri, içten ya da dıştan denetimli olarak kategorik hale getirip sınıflayabilirsiniz. Oysa öğrenciler evde dıştan denetimli, arkadaş grubunda içten denetimli, sınıfta ise dıştan denetimli olabilir. Bu duruma göre her öğrenci farklı ortam ve koşullarda farklı davranışlar sergileyebilir. Babasının cebinden para çalan çocuk, okulda hırsızlık yapmazken, her kopya çeken çocuk yalan söylemeyi tercih etmemektedir. Ortalama öğrenci davranışı yoktur.

Sonuç olarak her öğrencinin öğrenme hızı, yeterlikleri, ilgileri ve hedefleri birbirinden farklıdır. Bu farklılıklar aritmetik ortalamaya dayalı ölçme ve değerlendirme sistemlerini, zamana ve sınırlamaya dayalı uygulamaları gereksiz ve geçersiz hale getirmektedir. Bir öğrencinin sınıfı geçmesi için kaç sınav hakkı olduğunu saptamak yerine öğrendiği zaman sınıfını geçmesi önemli bir detaydır. Örneğin, uzun dönemden beri yürüttüğüm Yönetim Bilimi dersinin finalinde pek çok öğrenci başarısız olur. Bu öğrenciler, 3 gün sonra, 1 hafta sonra sürekli sınava gelirler ve geçer not alana kadar sınava girerler. Final ya da bütünlemede ders geçmek yerine öğrenince dersi geçmek daha anlamlı ve önemlidir. Öğrencinin herkesten önce öğrenmesine değil, tam öğrenmiş olmasına odaklaşmak gerekir. Öğrencileri ortalamaya yaklaştırmak yerine, her öğrencinin bireysel özelliklerini temel almak, öğrencilerin gelişimi açısından daha önemlidir. Ayrıca ortalama insan, ortalama akıl, ortalama beden ölçüsü yoktur. Yapılan araştırmalar dalgalılık prensibinin varlığına işaret etmektedir. Bu bağlamda standardize edilmiş ders programları, standardize edilmiş materyal ve testler yerine, bireysel farklılıkları önemseyen eğitim sistemlerine doğru evrilmek gerekir. Rose’un (2016, s. 173) ifade ettiği gibi diploma yerine yeterlik belgeleri vermek, notların yerine yeterliği esas almak ve öğrencilere kendi eğitim yolunu belirlemelerine izin vermek önemli uygulamalardır. Eğitim sistemleri bu bağlamda kurgulanıp hayata geçirildiğinde, “eğitim sisteminde kaybedilecek bir öğrenci dahi yoktur.” ifadesi yaşam alanı bulacak ve eğitim sisteminde yaşanan pek çok sorunun çözülmesinde etkili rol oynayacaktır.

Kaynakça

Cemaloğlu, N. (2018). Eğitimin Pin Kodu. Ankara: Pegem

Cemaloğlu, N. (2019). Yönetimin Pin Kodu. Ankara: pegem

Rose, T. (2016). Ortalama

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13