ÖĞRETMENLİK MESLEK ETİĞİ ÜZERİNE

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Yönetimi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İnayet Aydın ile öğretmenlik meslek etiği üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Eğitim sisteminin etik görevinin bütün öğrencileri kazanan yapmak ve bunun için organize olmak olduğunu, öğretmenlerin görevinin ise kimin nerede kazanabileceğini keşfetmek ve çocuğun o yönünü geliştirmek olduğunu dile getiren İnayet Aydın, bunun nasıl mümkün olabileceğini de söyleşinin satır aralarında dile getiriyor.
Mesleki etik kavramı günlük yaşamımızda sıkça yer alan bir kavram olmadığından etik davranışlara yönelik farkındalığımız sınırlı kalabilmektedir. Zihinsel farkındalığımızı artırmak adına ilk önce etik, ahlak, değerler gibi zihnimizde iç içe geçmiş kavramları netleştirme ihtiyacında olabiliriz. Öğretmenlik mesleği temasından hareketle bu kavramları netleştirerek konuşmamıza başlayabilir miyiz?
Güzel bir söz var: “Kavramlar aklın gözlükleridir” diye. Kavramlarla ne kastettiğimizi bilmezsek, anlamazsak, ortak anlamlara sahip olamazsak davranışımızı, eylemlerimizi doğru ve iyiye uygun biçimde sergileyemeyiz. Onun için isterseniz temel kavramları kısaca açıklayarak başlayalım.
Bazı yazarlar ahlak ve etik kavramlarını aynı anlamda kullanma eğilimindedir. Ancak ben ahlak ve etik kavramlarının birbiriyle yakından ilişkili ancak ayrı şeyler olduğuna kuvvetle inananlardanım. Ahlak(lar) olmaksızın etikten konuşamayız elbette. Ahlak kavramı ile kişiden kişiye, toplumdan topluma, zamandan zamana değişen bir takım kabulleri kastediyoruz. Örnek vermek gerekirse giyim kuşam bile ahlakın konusu olabiliyor. Bazı toplumlarda insanlar hiç giyinmiyor. Bu insanlara ahlaksız diyebilir miyiz? Medeni bir toplumda böyle giyinseniz bu ahlaki anlamda, bazı değerler açısından yanlış kabul edilir. Bu nedenle her toplumun, her bireyin birbirinden farklı ahlak kabulleri vardır. Ahlak kavramının anlamı; insanların uyması gereken manevi bir takım alışkanlıklar, gelenekler, vs. gibi bir toplumun oluşturduğu, koruduğu ve öğrettiği, nesilden nesile geçen bir takım ölçülerdir. Etik ise bu farklı ahlak kabullerini iyi-kötü, doğru-yanlış açısından sorgulayan bir felsefe alt disiplinidir. Etik; pratikte bir karar, eylem, seçim, davranışın iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış olup olmadığını ve neleri ölçü alarak karar verebileceğimiz konusunda bize rehberlik eder. Aslında etik bir kılavuzlama sistemidir. Yol gösterme sistemidir.
Bu noktada başka kavramlardan da bahsetmeliyiz. Bunların başında değerler gelir. Karşımızdaki obje, insan, düşünce, nesne, herhangi bir şeye yüklediğimiz önem, değeri oluşturur. Bütün davranışlar değerlere dayanır. Para sizin için çok önemli bir değerse kolayca yolsuzluk yaparsınız. Paraya çok fazla değer yüklemiyorsanız, toplumsal sorumlulukları parasal bir karşılık beklemeden yerine getirme eğilimi içinde olursunuz. Dürüstlük değeri sizin için önemli ise sizin çıkarınıza ters düşse bile verdiğiniz sözde durursunuz. Akademik dünyadan örnek vermek gerekirse, akademisyenlerin giydiği cübbe (biniş) tek başına değerdir örneğin. Ben bütün akademik etik seminerlerime cübbeyi tanıtarak başlarım. İlk olarak cübbe sizi dış dünyanın bütün etkilerinden korur, sadece aklınız ve vicdanınızla baş başa, bağımsız karar vermeniz gerektiğini hatırlatır. Cüppenin kolları geniştir. Bu akademik özgürlük demektir. Cübbenin cebi yoktur, deliktir. Çünkü cep maddiyatı temsil eder. Diyor ki bu işi yapanın maddiyatla işi olamaz. Maddiyat akademisyen için öncelikli olamaz. Eğer öyleyse başka bir iş yapmalısın. Cübbenin düğmesi de yoktur. Çünkü düğme itaati sembolize eder. Akademisyen gerçeklerden başka hiç bir makam ya da kişiye itaat etmez mesajını hatırlatıyor cübbe. Cübbenin yakası diktir. Dik duracaksın der akademisyenlere. Cübbenin cinsiyeti yoktur. Kadın ya da erkek olmanızın bir önemi yoktur. Görüldüğü gibi bir akademik değerler bütününü temsil eder cübbe. Ancak değer yüklemek için bilgi gerekir. Karşıdaki şeye yüklediğiniz anlam değeri oluşturur. Değerler, değer yükleyerek oluşur. Günümüz insanının problemi değer yüklemeyi, neye değer vereceğini bilmemesi gibi geliyor bana.
Değerler konusunda önemli birkaç konu üzerinde durmakta fayda görüyorum. İlk olarak değerler kendi içinde yarışır. Bazı durumlarda bazı değerler üstündür. Örneğin, bir havuz var ve havuza girmek yasak ve tehlikelidir yazıyor. Normalde kurala uyma değerini üstün tutmalıyız ve havuza girmemeliyiz. Fakat baktınız ki bir çocuk havuza düşmüş boğuluyor. Kurala uyunca daha mı etik davranmış oluruz? Durumlar karşısında yarışan değerlerden üstün olanı koruyarak karar vermek ve eylemektir değer korumak. Bu örnekte insan yaşamı değeri, kurala uyma değerinden daha üstün olduğu için o değeri korumalıyız. Yani bizim aslında eğitimciler olarak insanlara öğretmemiz gereken en temel şey “değer koruyarak yaşamayı öğretmektir“. Onun içinde hangi değerin hangi durumda üstün olduğunu muhakeme edebilecek bir eğitim vermemiz lazım. Çıkarlarını gerçekleştirmek değil; iyiyi, doğruyu, üstün olanı seçebilmeyi öğretmemiz gerekiyor. İkincisi ise, amaç ve araç değerlerdir. Örneğin, spor yapmanın kendisi bir değer değildir. Spor bizi daha sağlıklı yaptığı için, yani sağlıklı olmak amacına hizmet ettiği için bir araç değerdir. Amaç değerler kendisinden dolayı değerlidir. Para da bir araç değerdir aslında. Daha rahat, daha mutlu yaşamamıza yardım eden bir unsurdur. Zaman zaman araç değeri amaç değer haline getiriyoruz. Öyle olunca da etik davranma ihtimalimiz ortadan kalkıyor. İnsanlarla ilişkilerimizde de Kant’ın dediği gibi hiçbir insanı kendi amaçlarımızın aracı olarak görmemeliyiz. Değerler, etik davranışların ölçüleri ve gerekçeleri olarak hizmet ederler.
Etikte bir diğer önemli kavram ilkelerdir. İlkeler genel soyut bir takım düşünce kalıplarıdır. Adalet bir ilke midir? Dürüstlük bir ilke midir? Evet. Pek çok ilke vardır etik açıdan. Bizi doğruyu ve iyiyi eylemeye götüren ilkeler dizisidir. Adalet ne demek? Adil bir öğretmen nasıl biridir mesela? Adil bir öğretmen nasıl davranmalıdır? Ancak ilkeler çok soyut olduğu için anlamak ve davranışa dökmek zordur. İlkeleri hayata geçirmek için kurallara ihtiyacımız var. Etik kurallardan bahsediyorum. Kurallar aslında ilkeleri hayata geçirir. Örneğin, öğretmenlerin hediye alması uygun değildir diyoruz. Bu bir kuraldır. Kurallar somuttur. Yap ya da yapma der bizlere. Acaba neden öğretmenin hediye alması uygun bir davranış gibi görünmüyor? Hangi etik ilkeyi zedeliyor? Hediye almak eşitlik, tarafsızlık ilkelerini zedeliyor. İyi niyetli hediyeler var. Kötü niyetli hediyeler var. Kötü niyetli hediyeler sizi borçlandırıyor ve etki altında bırakıyor. Bir öğretmenin hediye kabul etmesi yanlıştır, hatta yasaktır. Hediye almama kuralı, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerini hayata geçirdiği için anlamlıdır. Bütün kurallar, etik ilkelerin hayat geçmesine hizmet ettikleri oranda değerlidir.
Bazıları diyor ki etik kural koymaz. Evet, bu tartışılabilir ama gerektiğinde de insan davranışını iyi-doğru açısından kılavuzlayacak kuralları koymak zorundayız. Etik kodlar koymak zorundayız. Aksi halde kişisel ahlakla, kamusal etik arasındaki ilişkiyi kuramıyoruz. Kuralların da üç özelliği var. Etik bağlamda bu çok önemli. İlk olarak kurallar sınırını bilmeyenlere sınır çiziyor. Hediye almayacaksın. Bunu yaparsan yaptırım uygularım diyor. Kuralların ikinci özelliği de belirsizliği azaltıyor olması. Şimdi bir öğretmene hediye geldi. Öğretmen bu hediyeyi almalı mıyım, almamalı mıyım hangisi daha doğru ikilemine düşüyor. Böyle bir kural olduğunda net olarak bu yanlışmış bunu yapmamalıyım diyebiliyor öğretmen. Üçüncü ve çok önemli bir özelliği var kuralların, yapmamamız gereken şeyler konusunda direnme gücümüzü artırıyor ve kalkan etkisi yaratıyor. Bir veli, öğretmeni bu hediyeyi alacaksın diye zorladığı zaman, öğretmen meslek ilkelerini gösterip hediye almanın yasak olduğunun bir kural olduğunu, hediyeyi alırsa etik dışı davranmış olacağını söyleyebiliyor. Böylece kendini korumuş oluyor. Bazı kurallar ve ilkeler olmayınca bireyler kendilerini, başkalarını korumakta zorluk yaşayabiliyor. Bu yönü çok bilinmez ama kuralların bu kalkan etkisi rolü çok önemlidir.
Şimdiye kadar değer, ilke ve kural kavramlarından bahsettik. Bir de önemli bir kavram olarak standartlar var. Standartlar da bize neyi, ne kadar yapabileceğimiz, hangi ölçüler içinde yapabileceğimiz konusunda beklenen ve beklenmeyen davranışların ölçülerini ortaya koyan yapılardır. Standartlar yoksa zaten etik açıdan sıkıntıya girilir. Öğretmen eğitsel standart uygulamıyorsa etik olarak da sıkıntı olur orada.
Son kavram olarak etik kodları da almalıyız. Bütün bu söylediklerimiz kavramların içinde etik kodlar var. Belli bir meslek grubunun mesleğini icra ederken ilgili taraflarla nasıl ilişki içinde olacağı ve mesleğini hangi ölçüler içinde icra edeceğini oluşturan yazılı kurallara etik kodlar diyoruz. Hekimlerin etik kodları vardır. Öğretmenlerin etik kodları vardır. YÖK’ün de ilan ettiği akademik etik kodlarımız var. Artık pek çok alanda etik kodlar hazırlanıyor. Bu açıdan bunlar iyiyi ve doğruyu ayırt etmemizde bizi kılavuzlayan unsurlardır.
Öğretmenlik mesleğinin meslek etiği açısından diğer mesleklerden farklılaştığı noktalar nelerdir?
Mesleğin icrasına göre bu değişir ama hangi meslek olursa olsun etiğin özünde tek bir ilke var; “öncelikle zarar vermeme” ilkesi. Bütün mesleklerde birinci görevimiz zarar vermemek. Bir hekimin birinci görevi hastaya zarar vermemektir. Bu ilkeden sonra yararlı olma ilkesi gelir. Bir öğretmenin birinci görevi öğrenciye zarar vermemektir. Bir belediye görevlisinin birinci görevi halka zarar vermemektir. Ama farklı ilkeler de var tabi. Mesleklerin niteliğine göre değişiyor bunlar.
Öğretmenlerin etik kodlarıyla ilgili olarak 60 kadar ülkedeki çalışmaları incelediğimizde dört farklı yapı görüyoruz. Bazılarında bizde de olduğu gibi öğretmenlik meslek etik kodlarını eğitim bakanlıkları geliştirmiş ve ilan etmiş. Diğer bir yapı eyalet sistemi olan ülkelerde görülüyor. Eyaletten eyalete farklılaşıyor. Son olarak da bazı ülkelerde etik ilkeler ve kurullar öğretmen sendikaları tarafından geliştirilmiş ve yaptırım hakkı da bu sendikalara verilmiş. Dördüncü yapıda da öğretmen derneklerinin etik kodları oluşturduğunu görüyoruz.
Dünyada öğretmen etiği ile neler tartışılıyor, etik dışı davranışlar konusunda dünyada nelerle uğraşıldığına baktığımızda bu konuda binlerce örnek sıralayabilirim. Mesela öğrencisine özel ders verme önemli bir etik problemdir. Öğrenci ile özel bir diyaloga girmiş oluyor öğretmen. Tarafsızlığı bozuluyor. Kararları bozuluyor. Not verirken ders verdiği öğrenciye daha yüksek not verme eğilimi gelişiyor, çünkü para ilişkisi gelişiyor. Özel ders verme öğretmenin ayrımcılık yapması ile sonuçlanıyor. Ayrımcılığın kaynakları farklı da olabilir. Tembel, çalışkan, güzel, çirkin diye ayırabilir öğretmen veya dinsel, etnik ayrımcılık yapabilir. Öğretmen sınıfa girip 30 kişilik bir öğrenci grubunun sınıfına “Şimdi güzellerinizi folklora seçeceğim” diyerek içlerinden beş tanesini seçti ve çıktı diyelim. Bu ne demek; seçilemeyenler çirkin. Bu ayrımcılık değil mi? Bir damga yapıştırıyor öğretmen. Ayrımcılık yaparken birçok öğretmen yaptığının farkında değil. Etikte farkındalık önemlidir. Mesele bunların farkına varmak. Bir sözcük kullanırken, bir davranışta bulunurken, bir karar verirken ayrımcılık yaptığının farkında olmak ve bir dahaki sefer bunu artık yapmamak gerekir.
Öğretmenin ihlal ettiği etik davranışlardan bir diğeri ise öğretim zamanını etkili ve verimli şekilde kullanmamasıdır. Derse geç girmek, erken bırakmak ya da derste dersin gerekliliklerini yerine getirmemek dâhildir bu davranışa. 12. sınıfı bitirip üniversite sınavında tek bir soruya doğru cevap veremeyen geçen sene 38.000 çocuk vardı. O sınıflarda etkili, verimli, planlı, özenli eğitim yapılsaydı acaba bu kadar vahim bir tabloyla karşılaşır mıydık? Öğretmenin derse girmesi yetmez, etkili ve verimli şekilde dersinin gereklerini yerine getirmesi gereklidir. Özensizlik, savrukluk, plansızlık, programsızlık çok yaygın öğretmenler arasında. Öğrencileri başkalarının yanında aşağılamak, lakap takmak davranışları da yaygın ve etik olmayan davranışlardan. Özel işlerini derste yapmak da etik olmayan davranıştır. Sigorta satanı bile duydum. Derse geliyor müşteri, ona sigorta işlemi yapıyor. Öğrencinin birine al sen şunu oku beş dakika diyor öğretmen kendi özel işlerini yapıyor. Velileri kullanmak da etik dışı davranışlardan. Özellikle velileri ekonomik ve sosyal açıdan kendi işleri için kullanmaktan bahsediyorum. O zaman yine tarafsızlık ilkesi ihlal ediliyor ve bu durum öğretmenin çocukla ilgili kararlarını etkileyebiliyor. Çocuklara bedensel, fiziksel ya da psikolojik ceza vermek de etik açıdan kabul edilemez davranışlar. Bunların sayısını çokça artırabiliriz. Özetleyecek olursak ayrımcılık yapmamak, eşitlik, tarafsızlık, profesyonellik, kendini sürekli geliştirme öğretmenlik mesleğinin özünde yer alan ilkelerdir.
Etik ilkelere uygun olmayan davranışları örneklerle konuştuk. Uyulmaması durumunda ne gibi yaptırımlardan bahsedebiliriz?
Bu çok tartışmalı bir konu dünyada. Etiğin yaptırımı olmalı mı, olmamalı mı? Örneğin Türkiye’de 657 sayılı devlet memurları kanunumuzda tanımlanmış disiplin prosedürlerimiz var. Diyelim ki öğrenciye fiziksel ceza veren bir öğretmeni veli şikâyet ettiği takdirde hem adli soruşturması yapılır hem idari soruşturması yapılır. Etik ihlal durumlarını disiplinle karıştırmamak gerekir. Bazı ciddi durumlarda disiplin soruşturması da açılabilir. Etiğin temel amacı yaptırım uygulamaktan çok, bir şey yapmadan önce insanların doğruyu seçebilme potansiyelini artırmaktır. Etiğin üç yaptırımı vardır: ayıplamak, kınamak ve dışlamak. Etik dışı davranışlar sergileyen kişilerin bu yaptırımlara maruz kalmamak için davranışlarına çeki düzen vermeleri beklenir. Meslek etiği ilkelerinin birinci görevi farkındalık yaratmak, bireylerin doğruyu seçmelerini ve uygulamalarını sağlamaktır. Bütün bunlara rağmen öğrenciye, mesleğe çok ağır bir zarar veriyorsa sergilenen davranış nedeniyle gerektiğinde yaptırım da uygulanabilir. Dünya örneklerine bakalım mı? Mesela bazı ülkelerde eğer etik kurallar ihlal edilirse öğretmeni uyarma, kınama gibi disiplin cezaları veriliyor. Öğretmenin öğrenciye şiddet uygulaması ya da öğrenciyi arkadaşlarının önünde küçük düşürmesi gibi durumlarda disiplin hükümlerini uygulamayı tercih eden ülkeler var. Bu ülkelerde çok ciddi ihlaller varsa öğretmenlik belgesini iptale kadar gidebiliyor, öğretmen diplomasını bile kaybedebiliyor ya da bir süre öğretmenliğini askıya alıyorlar. İhlalin şiddetine, derecesine göre hayata geçiyor bu kararlar.
Ülkemizde 2004 yılında Kamu Görevlileri Etik Kurulu kuruldu. O zaman Başbakanlığa bağlıydı. 2005 yılında da kamu görevlileri etik davranış ve başvuru usul esasları hakkında yönetmelik çıktı. Öğretmenler kamu görevlisi olarak oradaki 18 ilkeye de tabidir. Halka hizmet bilincinden, mal bildirimine kadar bu yönetmeliğe de bağlıdır öğretmenler. Bu ilkeleri ihlal etmemek gibi bir yükümlülük taşıyorlar.
Ayrıca, kamu görevlileri etik kurulunun projesi kapsamında geçen sene Milli Eğitim Bakanlığı için Milli Eğitim Bakanlığı Etik Eylem Planı hazırladım. Burada 15 amaç altında stratejik plan basamakları hazırladık. Milli Eğitim Bakanlığının farklı birimlerinden ve sivil toplumdan katılımcılarla iki çalıştay yaptık. Sonrasında o verilerden de yararlanarak bir çalışma yaptım. Bir kurumda etik kültür geliştirmek istiyorsanız bazı adımları izlemeniz gerekiyor. Öncelikle etik kodları belirlemek zorunludur.
Etik ihlalleri minimuma indirmek için öğretmenler, öğretmen eğitimcileri, okul yöneticileri ve politika yapıcılar gibi aktörlere önerileriniz nelerdir?
Öncelikle herkes neyin kabul edilebilir neyin kabul edilemez olduğunu net bir şekilde görmek, anlamak durumunda. MEB “Eğitimciler için Mesleki Etik İlkeler Genelgesi”ni yayınlayarak bu aşamayı gerçekleştirdi. Bu konuda atılması gereken başka adımlar da var. Bir kere bütün yöneticilerin etik liderlik ve etik yönetim konularında farkındalık kazanmalarını sağlayacak eğitimlere katılmaları gerekir. Öğretmenler üzerine konuştuk ama yöneticiler davranışlarının etik dışılığını maalesef bilmiyor, fark edemiyor. Yönetim süreçlerinde en önemli konulardan biri de güç kullanımıdır. Yöneticiye güç verirsiniz. O gücü uygularken etik sınırlar içinde kalmasını sağlamak, bir etik bilinç içinde hareket etmesi gerekir. Yönetici gücü kötüye kullanmaya başladıysa zaten etik dışı sorunlar ardı ardına gelecektir. Kamu malını ve kamu gücünü kişisel çıkarları için kullanmak bu sorunlardan biridir.
Etik farkındalığı sağlamak adına atılması gereken adımlardan diğeri öğretmenlerin etik eğitimi almalarını sağlamaktır. Öğretmene farkındalık eğitimi yapılması lazım. Eğitim fakültelerinde ahlak ve etik diye zorunlu bir ders konuldu, iki sene sonra herkese zorunlu olarak verilmiş olacak. Ben çok uzun yıllardır lisans, yüksek lisans, doktora düzeyinde etik dersleri veriyorum. Ama dersin içeriğinin çok iyi sunulması gerekiyor. Şunu yap, bunu yap demekten çok etik muhakeme sürecini öğretme süreci üzerine kurgulanmalı bu dersler. Ben dersi her zaman örnek olay çalışmaları yaptırarak işliyorum. Çünkü öncelikle öğrencilerin karşılaştıkları durumlardaki etik ihlalleri ve sorunları kavraması gereklidir. Öğrenci etik eğitimi ve veli etik eğitimi de yapılmalı çünkü öğretmenlere ve yöneticilere çok baskı yapıyor veliler. Öğrencilere karakter eğitimi de vermemiz gerekir. Etik mevzuatın geliştirilmesi çok önemli. Kim sorumlu olacak, nasıl izleyeceğiz, neler yapacağız bunlarında belirlenmesi lazım.
Etik davranışlarda doğru ve yanlışı tespit etmek zaman zaman zor olabilmektedir. Örneğin birçok mesleğe kıyasla öğretmenliği şefkat, sevgi gibi kavramlar üzerinden tanımlama eğiliminde olan bir toplumuz. Toplumsal kültürün davranışlar üzerine etkileri olduğunu bir ön kabul olarak ele alırsak toplumsal açıdan zihinlerde doğru görülen ancak öğretmenlik meslek etiği yönünden ihlal sayılabilecek davranışlar var mıdır?
Çok var tabi. Kişisel ahlakla kamusal etik birbiriyle her zaman örtüşmüyor. Şimdi veli hediye getirmiş. Bu durumla sık karşılaşırız. Kültürümüzde de hediyeleşme vardır. Almazsam kırmış olacağım karşıdakini, ne yapayım alayım bari diye düşünebilir öğretmen. Aldığı zaman çok ciddi etik ihlal yapmış oluyor. Demin söylediğim gibi üç şey bozuluyor. Performansı, kararı, tarafsızlığı bozuluyor. Bunun farkında da değil. Hala tarafsız olabileceğini sanabiliyor kişi.
Gerekçelendirme konusu da etikte çok önemlidir. Kişisel olarak gerekçelendirmenin üzerinde çok dururum. İnsanlar etik dışı davranışlara yöneldikten sonra onları haklılaştırmak için çeşitli gerekçelendirme mekanizmaları oluşturuyorlar. Hediyede bu çok belirgindir. Ama meslek etiği açısından hediye uygun bir davranış değil. Özellikle liselerde öğrencisiyle evlenme gibi durumlar var. Bırak liseyi üniversite de bile bu tür romantik ilişkilere giremezsiniz. Çünkü güç asimetrisi, not ilişkisi var. Özel ders konusu da etik dışı uygulamalardan biridir. Çok iyi bir öğretmensiniz. Öğrencinin iyiliği için çocuğuma ders vermen lazım diye veli ısrar ediyor. Niyet iyi görünüyor ama eylem kötü. Etikte bu üç şey çok önemli. Niyet-eylem-sonuç değerlendirmesi. Niyetiniz iyi bile olsa eyleminiz zarar verebilir.
Mesleki etiğin gerektirdiği davranışları sergileyebilmek için öznellikten arındırmak ve ortak davranış setleri yaratmak gerekmektedir. Bu doğrultuda öğretmenlerin etik ilkeler çerçevesinde yetiştirilmesi için yapılması gerekenlerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?
Öğretmenin etik yetiştirilmesi için mesleğinin hem teknik hem etik boyutlarını çok iyi öğrenmesi lazım. Sadece sınıf yönetimi öğrenmesi yetmez. Bunu yaparken karşısındakinin küçük olduğunu her türlü eylem ve işlemin ona ne kadar büyük yaralar açabileceğini, kalıcı travmalar bırakabileceğini bilmesi gerekir. Etiğin en önemli özelliği evrensel ilkeleri kapsamasıdır. Çin’deki bir öğretmen için ne geçerliyse Türkiye’deki öğretmen için de o geçerli. Çünkü ortak bir mesleki tutum, davranış sergilemek durumundayız. Aileden hepimizin bu etik değerlerle yetişmesi gerekir. Biz hep yanlışlarımızı görenlerle muhatap olduk. Yaptığımız iyi şeyler, etik davranışlar da görülüp, anında fark edilip pekiştirilmelidir.
Eğitim fakültelerindeki öğretmenlik meslek eğitimi sırasında her derste işin etik boyutu vurgulanmak zorunda. Açıkçası bunun yeterince yapıldığını düşünmüyorum. Bu değer boyutu mesleğine değer yükleme boyutu eksik kalıyor ne yazık ki. Amaç ve araçlar karışmış durumda. Öğretmen öğrenciye nasıl bir değer yükleyecek, mesleğine nasıl bir değer yükleyecek, bir öğretmen olarak kendisine nasıl bir değer yükleyecek, meslektaşlarına nasıl bir değer yükleyecek, öğretmen olarak toplumdaki önemine nasıl bir değer yükleyecek gibi konularda eğitim fakültelerinin daha çok katkıda bulunması gerekiyor. Böylece farkındalık geliştirilebilir öğretmen adaylarında. Lisans eğitimi boyunca öğrencilerin ben ne yapıyorum, ne için yapıyorum, şunu yaparsam ne olur, yapmasam ne olur, niyetim ne, eylemim ne, sonucu ne olur? Sorularını sorarak karar ve eylemleri üzerinde etik bir sorgulama yapmaya alışmaları sağlanmalıdır. Bir de doğruyu yapmaya söz vermek gerekir. “Bundan sonra ben böyle bir insan olacağım” diye söz vermeli öğretmen. Söz vermek de yetmez etik davranış için. Kapasitenizi güçlendirmeniz, etik dışı talepler konusunda birilerine direnmeniz, etik cesaret göstermeniz, çıkarlarınızı ikinci plana atmanız gerekiyor. Bütün bunların sürdürülebilir olması gerekiyor. Bir kere etik davranıp ikincisinde davranamazsanız tutarlılık oluşmuyor. Bizlerde bu konularda öğretmen adaylarına sistemli bir etik eğitimi ile yardımcı olmalıyız.
Hizmette olan öğretmenlerimize yönelik neler yapılabilir?
Öğretmen sisteme girdikten sonra da hizmet içi eğitim programlarıyla ve proje eğitimleriyle bunun sürekli pekiştirilmesi lazım. İçeriği hassas bir bakışla düzenlenmiş farkındalık eğitimleri yapmalıyız. Hizmet öncesi eğitimlerin içerikleri daha geneldir ve mesleki bir formasyon verir. Sisteme girdiğinizde ise birebir o işi yapacak kişisiniz artık. Sistemde karşılaşacakları muhtemel etik problemlerle nasıl baş edecekleri öğretmenlere hizmet içi eğitimlerde öğretilmelidir. Kamu Görevlileri Etik Kurulunun Etik İlkelerinin ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2005 yılında kabul ettiği etik ilkelerin öğretmenlerin tümü tarafından bilinmesi sağlanmalıdır.
Her devlet memurunun imzalaması gereken bir etik sözleşmesi var. Hizmete başlayan personel bu sözleşmeyi imzalıyor ama okumadan imzalıyor. Hâlbuki bu çok güzel bir sözleşmedir. Sözleşmede kamu hizmetinin her türlü özel çıkarın üzerinde olduğu ve kamu görevlisinin halkın hizmetinde bulunduğu bilinç ve anlayışıyla çalışması gerektiği vurgulanıyor. Bireylerin kamu hizmetini yerine getirme bilincini alması çok önemli. Halkın günlük yaşamını kolaylaştırma, insan haklarına, dürüstlüğe uygun, ayrımcılık yapmamaya, maddi ve manevi fayda veya bu nitelikte bir çıkar sağlamadan görevini icra etme, kamu mal ve kaynaklarını sadece kamusal amaç için kullanma, kişilerin bilgi edinme ve diğer haklarını nazik, ölçülü, saygılı bir şekilde yerine getirme konularına da değiniyor sözleşme. Göreve başlayan personel de bunları yerine getirmeyi taahhüt ediyor ve imzalıyor.
Süreci doğru dürüst yönetebilmek, farkındalığı arttırarak bu imzayı attırmak gerekiyor. Eğitiminin verilmesi de gerekli ama nasıl işlettik bu eğitim sürecini düşünmemiz gerekiyor. 300 kişiyi bir salona alıp bir şeyleri anlatmak sürecin doğru işlediğini göstermez. Örnek olaylar, takım çalışmaları gibi uygulamalar eklenmeli eğitimlere. Sergilenen davranışların ne gibi sonuçlar doğurabileceğini anlayabilmeli, fark edebilmeli katılımcı. Ayrıca etik davranmayanlar, bu saydıklarımızı yapmayanlar ne olacak bilinmeli. Bu davranışlar etik kurullarla takip edilmeli. Kısacası etik kültür yaratılmalı.
Etik kültürü geliştirmek için de yöntemler var. Birincisi farkındalık. İkincisi ise iletişim. Öyle bir ortam yaratılmalı ki sürekli gündemimizde olmalı etik kavramı. Gündemde olmasını da toplantılar yaparak, afişler hazırlayarak ya da çalıştaylar yaparak sağlayabiliriz. Bir diğeri bildirim hattının olması gerekir. Şikâyet hattından bahsetmiyorum kesinlikle. Ciddi bir etik problem görüldüğünde iletebilmeli bireyler. Çünkü bildirim çok önemlidir. Kamu Görevlileri Etik Kurulu var. Bu kurul genel müdür ve üstündeki makamlarla ilgili şikâyetlerle ilgilenir. Genel müdürlük makamı altında çalışanlara yönelik olarak bakanlığın etik komisyonuna başvuru yapılabilir. Bu imkân var şu anda, ama bundan kimsenin haberi yok.
Etikteki kavramlardan biri de aktif ve pasif etik dışılıktır. Benim hassas olduğum bir konu olduğundan bahsetmekte yarar görüyorum. Siz rüşvet almıyorsunuzdur ama yanınızdaki rüşvet alıyorsa siz de onun bir parçası olursunuz. Siz yapmıyorsunuz ama onun bir parçası olursunuz. Bütün kamu görevlileri için kamu görevlileri yönetmeliğinde tanımlanmıştır aslında. Eğer bir kamusal etik dışılık görülürse bildirilmelidir. Bildirme yükümlülüğü vardır.
Öğretmenlerin bireysel etik algılarıyla mesleki etik algıları arasındaki dengeyi bulmaları gerektiğini düşünüyor musunuz? Bu konuda önerileriniz neler olabilir?
İki tür etik yaklaşım vardır. Birincisi itaat etiği, ikincisi ise erdem etiği. Bir grup derki; insanları kurallarla zorlamanın gereği yok. Herkes kendisi doğruyu, iyiyi görsün algılasın buna göre davransın, kendisine yakışanı yapsın. Bu erdem etiğidir. Ama gerçeğe baktığınızda pek böyle olmuyor. Az önce bahsettiğim etik dışı örneklerin hepimiz farkındayız. Öğretmen ister inansın, ister benimsesin, ister benimsemesin hediye almamalıdır. İtaat etiği diyoruz buna, kurala dayalı etik. Etik kodlara dayalı bir etik yaklaşımıdır bu. Belirlenmiş olan etik kurallara kamusal alanda iş gören herkesin uyması bekleniyor. Bu yaklaşımda önemli olan insanların doğru davranışı karakter haline getirmesi değil de uyması oluyor. İtaat etiğinin sakıncalı tarafı, bireylerin kontrolden çıktığı sürede yine bu davranışı yapma eğilimine girebilmesidir. Erdem etiğinde ise insanların kendi etik muhakemelerini yapacak şekilde özgür iradesiyle niyet-eylem-sonuç-değerlendirmesi yapmasını bekliyoruz. Özgür bırakıyoruz ama kamusal alanda da ortak davranış kalıbına, ortak ilkesel yaklaşıma ihtiyacımız olduğundan aynı davranışı sergilesinler istiyoruz. Bu noktada mecburen etik kodlarınızı koymak zorunda kalıyorsunuz.
Bir öğretmenin sosyal medyada çocukların resimlerini paylaşması etik değildir. Çünkü bu mahremiyet ve güvenlik ilkesini zedeler. Milli Eğitim Bakanlığı sonunda bir genelge yayınladı. Öğrencilerin fotoğraflarının sosyal medyada paylaşılmaması gerektiğine dair. Yani dışarıdan bir kural koymak zorunda kaldı, çünkü yanlış davranışlar durdurulmalı, etik davranışların neler olduğuna ilişkin standartlar gösterilmeli. Kamu etiği biraz böyledir. Bireyleri kamusal alanda nasıl davranacakları konusunda yönlendirmeyi içerir. Etik kodların çeşitli işlevleri vardır: Farkındalık yaratmak, eğitmek, düzenleme yapmak ve denetim. Bunlar da o amaçlara hizmet ediyor.
Sizin de bahsettiğiniz gibi MEB 2015 yılında ‘’Eğitimciler için mesleki etik ilkeler genelgesi” yayınlandı. Bu genelgeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Meslek etiğine yönelik dokümanların pratikte bir karşılığının olması gerektiği gerçeğinden hareketle pratiğe yönelik bir doküman olarak ele alabilir miyiz?
Bu çalışmanın başlangıç aşamasında bulundum. İlk başlatan ekipteydim. O dönem Başbakanlık Etik Kurulu’nun Türkiye’de etiği güçlendirmeyle ilgili bir projesi yürüyordu. Akademisyenler, bürokratlar hatta öğrenci, veli, öğretmen temsilcileri de vardı o gruplarda. Çalıştaylarına katıldım. Milli Eğitim Bakanlığı o aşamadan sonra kendi iç grubuyla çalıştı. Ortaya bir metin çıkardı ve bu anlamda Türkiye’de önemli bir çalışma. Geliştirilmesi gereken yönleri olabilir ama ilk defa Türkiye’de eğitimciler için etik ilkeler dizisi benimsendi ve ilan edildi. Bu anlamda çok önemli buluyorum bunu. İyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Tabi bunun ne kadar bilgilendirmesi yapılıyor? Öğretmenlerle farkındalık çalışmaları ne kadar yapılıyor? Ondan çok haberdar değilim. Ama önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Hem eğitecek hem düzenleyecek hem de denetim aracı bir doküman. Öğretmenler, yöneticiler, veliler diyecekler ki; “Bak etik açıdan bu yaptığın doğru değil”, birbirlerini uyaracaklar. Bu, etik kültürün yaratılmasında önemli bir ölçüttür. Mesela tıpta bu çok yaygındır. Birçok vatandaş doktorlara “Sen Hipokrat yemini etmedin mi?” diyerek hesap sorar. Etik ilkeler aslında sadece meslektaşlar içinde değildir. Hizmet sunulan gruplar da bu etik ilkeleri bilecek ve talep edecek. Ancak bu durumda etik ilkeler karşılıklı olarak ortaklaşılır.
Benim çok sevdiğim ve “Eğitim Öğretimde Etik” kitabımda yer alan bir Öğretmen Andı var, onu sizinle paylaşmayı isterim:
“Hiçbir öğrencime zarar vermeyeceğim. İnsanlığın yücelmesi için eğitim öğretim yapacağım. Benim gözetimime bırakılmış olan öğrencileri koruyacağım. Eğitim öğretim yaparken öğrencilerimin ihtiyaçlarını öncelikle göz önünde bulunduracağım. Öğrencilerin iyi eğitilmesi için gerekli yatırımın azaltılması çabalarına direneceğim. Öğrencilerimin eğitim süresince en iyi kaynaklardan yararlanmalarını sağlayacağım. Öğrencilerimin tümünün güvenli ve sağlıklı bir çevrede bulunması için elimden geleni yapacağım. Bütün öğrencilerime saygılı, nazik ve içimden gelen bir coşkuyla öğretim yapacağım. Bütün öğrencilerimin gereksinimlerinin karşılanması için elimden geleni yapacağım. Çevremdeki iyi insanları öğretmen olmaya teşvik edeceğim. Eğer öğretme aşkımı kaybedersem meslekten ayrılacağım.“
Şimdiye kadar öğretmenlik mesleği etiği üzerine konuştuk. Eğitim alanında etikten bahsederken eğitim öğretim etiğine de değinmek gerekiyor. Eğitimin temel değeri: Eğitim yolu ile insanı ve insanlığı yüceltmektir. Bu değer kapsamında eğitim ve öğretim etiğinin bazı unsurları var onlardan da bahsedelim kısaca. Bir eğitim etkinliğinden söz edildiğinde dört temel boyutun ele alınması gereklidir. Bunlar amaç, kapsam, yöntem ve değerlendirme boyutlarıdır. Eğitimi ne için yapıyoruz yani bizim eğitim verirken amacımızı ne oluşturur sorusunun yanıtı bize eğitimin amaç boyutuna götürecektir. Nasıl bir insan yetiştirileceği aslında çok önemli etik bir tartışma gerektirir. İçeriğin nasıl hazırlanacağı sorusunun yanıtı ise bizleri kapsam boyutuna götürecektir. Ya öğretilmeyenler? Sorusunun cevabı ne olacaktır. Bunu genellikle atlıyoruz. Eğitim öğretim etiğinin üçüncü boyutu da yöntem boyutudur. Bu boyut içeriği nasıl öğreteceğiz sorusunun yanıtını arar. Yöntem boyutunda çok büyük zararlar veriyoruz çocuklara. Sıklıkla yaptığımız gibi bireyselleştirilmiş bir eğitim sağlamıyorsak, yöntem boyutundaki etiği ihlal ediyoruz demektir. Herkesin standart aynı şeyi öğrendiğini var sayıyoruz. Bu çocukların birbirinden çok farkları var. Ama biz hepsine aynı öğretim yaklaşımıyla yaklaşıyoruz. Bu da etik bir konu değil mi? Değerlendirme boyutu da dördüncü boyutu içeriyor. Sınav yapıyoruz, çocukları değerlendirmelere tabi tutuyoruz. Sen başarılısın, sen başarısızsın diyoruz. Neye göre? Bir eğitim sisteminin temel amacı daima kazananlar yaratmaktır. Kimisi sporda, kimisi bilimde, kimisi kodlamada, kimisi sanatta, kimisi iletişimde kazanır. Eğitim sisteminin etik görevi bütün öğrencileri kazanan yapmaktır. Öğretmenin de görevi kimin nerede kazanabileceğini keşfetmek ve çocuğun o yönünü geliştirmektir. Böylece bireylerin potansiyelinin keşfedilmesi ve kendilerini gerçekleştirmelerine destek olunması mümkün olabilmektedir.

Alıntı: ‎Ömer Köse‎ - İNEA (İnovatif Eğitim Akademisi)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol