ÖĞRENMEYİ ÖĞRENMEK

Hayatta başarılı olmanın en önemli şartlarından birisi de öğrenmeyi öğrenmektir. Okul hayatımda en çok eksikliğini duyduğum şeylerin başında en iyi, en kalıcı öğrenme nasıl olduğu konusudur. Aile hayatımızda baskın olan din eğitimi, ezberci bir özelliğe sahip olduğu için matematiği, fiziği de aynı yöntemle, ezberleyerek, özellikle işlem ezberleyerek öğrenmeye çalışırız. Bu yüzden de başarısız oluruz. Ezber tamamen olumsuz değildir. Bazı temel kavramları, ilkeleri, kuramsal temelleri öğrenmek için ezberlemek, akabinde de sürekli tekrar ederek pekiştirme yapmak gerekebilir.

Hayatımda öğrendiğim 100 konunun 80’ini okul dışında öğrendim. Okul dışındaki tüm öğrenmeler bireylerin kendi hazırladığı müfredattır. Bilgisayarı merak edip kullanmayı öğrenmek, sürücülük eğitimi, paraşütçülük gibi pek çok öğrenme alanım, Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatının dışında oldu. Bu sebeple ilgi ve yeteneklerinizi belirleyiniz. İlgi ve yeteneklerinize uygun olarak sosyal yaşamı bir öğrenme alanına dönüştürünüz. En kalıcı, en nitelikli ve en profesyonel öğrenme, okul dışında sizin ilgi duyduğunuz alanlara yönelik yapacağınız öğrenmeler olacaktır.

Öğrenme sürecinde nasıl öğrendiğinizi bilmeniz gerekir. Bazı bireyler görsel, bazıları işitsel bazıları da dokunsal öğrenir. Öğrenmede bu yaklaşımları bilmeniz, öğrenme sürecinde size katkı sağlar. Örneğin, görsel öğrenen bir kişi, öğreneceği durum ya da nesneleri şekil çizerek daha kolay öğrenebilir. İşitsel olanlar, öğrenecekleri materyalleri cep telefonlarına okuyarak kaydederler. Otobüste, evde, spor yaparken, öğrenecekleri konuyu kendi seslerinden ya da öğretmenlerinin seslerinden duyarak öğrenirler. Dokunsal öğrenenler, etkili öğrenme için mutlaka etkinliği yapması ve yaratıcılığını ortaya koyması gerekir. Bu açıdan öğrenme sürecindeki en iyi başlangıç, öğrenme biçiminizi doğru saptamanızdır.

Öğrenmeye başlamadan önce, kavram bilgisine sahip olmanız gerekir. Alanla ilgili kavramların anlamlarını bilmiyorsanız, alanın kuramlarını, ilkelerini öğrenme ve hayata transfer etmede sorun yaşarsınız. Örneğin fizikteki ısı ve sıcaklık, matematikte limit ve integral, edebiyattaki aruz vezni gibi kavramların öncelikli olarak adlarını ve içeriklerini, anlamlarını öğrenmekle işe başlamanız gerekir. Hacettepe Üniversitesinde öğrenci olduğum yıllarda öğretim üyelerinin anlattığı dersleri anlayamıyordum. Öğretim üyeleri “kozmopolit”, “antisemitizm”, “seküler” ve “rutin” kavramlarını kullanıyorlardı. Ben bu kavramların ne anlama geldiğini bilmediğim için anlama ve kavramada sorun yaşıyordum. Bu sorunu aşmak için öğrenme sürecine öncelikle öğrenme alanının kelimelerinin anlamlarını öğrenmekle başladım. Süreçte öğretim üyelerini daha iyi anladığım gibi pozitif transferi de daha kolay yapmaya başladım.

Öğrenme sürecinde yaptığım hataların başında not tutma tembelliği gelir. Derste çok hızlı not tutamadığım için sınav haftası arkadaşlarımdan ders notlarını alıp fotokopi çektirdiğim ve sınava bu notlardan çalıştığım zamanlar oldu. Genellikle de dersi geçecek kadar not alsam da bu dersin konularını çok iyi öğrendiğimi söyleyemem. İster ders kitabı isterse arkadaşınızın tuttuğu ders notu olsun, her ikisi de yazanın bilgi düzeyinde öğrendikleriyle ile sınırlıdır. Oysa, her birey kendi kelime dağarcığı, kendi bilgi düzeyine göre not tutar ya da kitap yazar. Başkasının kendi kapasitesine göre yazdığı bilgiyi, siz kendi bilgi dağarcığınızda artıramazsınız. Bu sebeple kendi ders notunuzu kendiniz tutunuz. Kendi sözcüklerinizle, kendi öğrenme biçiminizle bu ders notlarınızı düzenleyiniz.

Öğrenme sürecinde üç önemli bellek vardır. “Duyusal bellek”, “Kısa süreli bellek” ve “Uzun süreli bellek”. Nesneleri, olayları, durumları duyusal bellek ile kaydederiz. Bu duyusal belleğe bilgiler 1 ile 3 saniye arasında kayıt olur. Herhangi bir bilgiyi öğrenirken 1- 3 saniye içerisinde öğrendiklerinizi tekrar etmezseniz, duyusal bellekteki bilgiler kaybolur. Duyusal belleğe alınan bilgiler, kısa süreli belleğe aktarılması gerekir. Kısa sürede bu belleğe bilginin kayıt yapılmaması halinde de bilgilerin kaybolma riski vardır. Bu bellekte 5 ile 9 arasındaki kavram kayıt yapılabilir. Kısa süreli bellek öğrenir, öğrendiği bilgiyi uzun süreli belleğe aktarır. Böylece sürekli öğrenme kapasitesini zinde tutmuş olur. Kısa süreli bellekteki bilgiler uzun süreli belleğe gönderilir. Uzun süreli bellek, kısa süreli bellekten gelen bilgiyi depolar. Depolanan bilgi, eski bilgilerle ilişkilendirilir ise kalıcı hale dönüşür. Uzun süreli belleğin kapasitesi geniştir. Kullanılmayan bilgiler uzun süreli bellekte belirli bir süreden sonra yok olur. Zaman zaman hatırlanan ya da kullanılan bilgiler kalıcı hale dönüşür. Bilgiler ilişkili, anlamlı hale geldikçe daha kalıcı hale dönüşme olasılığı yüksektir. Bireyler katıldıkları bir düğünün yıllar sonra tarihini, yerini, damadın ve gelinin adını, soyadını hatırlayabilirler. Buna da anısal bellek adı verilir. Ayrıca öğrenmede işlem sırasını iyi öğrenmek, işlemsel bellek ile mümkündür. Denklemin çözüm aşamaları, bilgisayar programlamadaki aşamalar, yönerge takip etme bu bellekle ilgilidir.

Okulda yeni öğrendiğiniz bilgileri düzenli olarak tekrar etmeniz gerekir. Bilgiler düzenli olarak tekrar edildiğinde uzun süreli belleğe kalıcı halde kayıt olur. Örneğin, dersten sonra, eve gidince, hafta sonu tekrar ettiğiniz bilgi zihninize yerleşir. Kalıcı ve üst düzeyde öğrenmeyi sağlayan en önemli faktör, tekrardır. Birey tekrar ettikçe, beynindeki sinapslar uzar ve sinapslar arasında nöron trafiği başlar. Böylece öğrenme kendi alanını yaratmış olur. Her öğrenme beynin biyolojik yapısı üzerinde değişiklik yaratır. New York ve Londra’da taksi şoförlüğü yapan kişiler öldüklerinde beyin yapıları incelenmiştir. Bu kişilerin beyin yapılarının çok karmaşık ve kompleks bir yapı içerdiği görülmüştür. Öğrenmenin, beynin yapısında ne tür bir değişiklik yarattığını saptamak amacıyla yeni doğan civcivler üzerinde bir deney yapılmıştır. Deneyde civcivlerin her gördüklerini gagalamaları dikkate alınarak, civcivlerin bulunduğu kutunun içerisine biri beyaz diğeri siyah olan iki tane boncuk koyulmuştur. Civcivler içgüdüsel olarak parlak olan nesneleri gagalama eğilimi içerisinde olurlar. Siyah boncuk acı bir sıvıya, beyaz boncuk da suya batırılır ve civcivlerin bulunduğu kutuya tekrar atılır. Siyah boncuğu gagalayan civcivler gagalarını yere silerek acıdan kurtulmaya çalışır. Beyaz boncuğu gagalayan civcivlerde herhangi bir durum görülmez. Civcivler bu aşamadan sonra siyah boncuğun yanına gitmedikleri, beyaz boncuğun yanına gittikleri gözlenir. Civcivler siyah boncuğun acı, beyaz boncuğun ise tatsız olduğunu öğrenmişlerdir. Bu civcivlerin beyinleri çıkartılarak elektron mikroskobu ile incelenir. Milimetrenin milyonda biri kadar büyüklükteki sinapsların, bu öğrenmeyle nasıl bir değişime maruz kaldığı incelendiğinde, beynin hippokampus bölgesindeki sinapsların belirgin oranda yoğunluğunun arttığı gözlenmiştir (Canan, 2015, s. 99).

Sonuç olarak öğrenilen bilgilerin beynimizde kalması, transfer edilebilir hale gelmesi, bir problemin çözümünde işe koşulması için belirli süreçlerden geçmesi gerekir. Bunun için önce ilgi, merak olmalı, daha sonra da doğru yöntemle öğrenme sürecini başlatmak için harekete geçmek yeterli olacaktır. Düzenli tekrar, transfer, öğrenilen bir yöntemi başka bir soruna uyarlama kalıcı öğrenmede etkili rol oynar. Aynı zamanda öğrenilenlerin hayatta kullanılması, başkalarına anlatılması, paylaşılması da öğrenmede önemlidir. Öğrenirken hareket noktanız, bir öğrenme ürününün önce bütününü içermeli, sonra da parça bütün ilişkisi kuracak şekilde bir yön takip edilmelidir. Bütünü kavramadığınız, öncesini bilmediğiniz, hikâyesi hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığınız konuları öğrenirken zorluk yaşamanız doğaldır.

Kaynakça

Canan, S. (2015). Değişen Beynim. İstanbul: Tuti Yayınları

Cemaloğlu, N. (2018). Eğitim Pin Kodu. Ankara: Pegem Yayınları
 

banner47

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14