O BİR EĞİTİM EMEKÇİSİ MEHMET YİĞİT.

Anası; Mümine kadının ifadesine göre pekmez yapım zamanı (ekim sonu), nüfus kaydına göre aralık ayı sonunda Anamur Frenk (Ovabaşı) köyünde 1930 yılında dünyaya merhaba demiştir. Babası; İstiklal
Savaşında üstün başarıdan dolayı İstiklal Madalyası almış tam bir cumhuriyet adamı olan Hasan efendidir. Soyadı kanunu zamanında savaşta gösterdiği cesaret ve yiğitlikten dolayı YİĞİT soyadını almıştır. 4 kız, 5 erkek toplam 9 çocuklu Yiğit ailesinin babası Hasan Yiğit tarafından 1946/47 eğitim/öğretim yılında Antalya Aksu Köy Enstitüsüne gönderilmiş olup, 1950/51 eğitim/öğretim yılında mezun olmuştur. İlk öğretmenliğini Bozyazı Ağzıara (Beyreli) İlkokulunda başlayıp, daha sonraki yıllarda sırayla; Anamur Ferizler Köyünün Ayvasıl mevkiinde 1927 yılında yapılıp dokuz köye eğitim ve öğretim hizmeti veren Ferizler Bölge Okulu, Anamur Sarıdana İlkokulu, Anamur Çarıklar Efeler İlkokulu, Anamur Çeltikçi İlkokulu ve son olarak Anamur Köprübaşı İlkokulundan 1978/79 eğitim/öğretim yılında 28 yıllık görevinden üzülerek de olsa, dönemin sorumsuzlarına isyan ederek emekliliğini istemiştir. 28 yıllık öğretmenlik hayatında şehir okullarında görev yapma hakkı doğsa da, ısrarla köy okullarında görev yapmayı tercih etmiştir.
Yaşamı boyunca; Atatürk İlke ve devrimlerine bağlı, yaratıcı ve aydınlanmacı Köy Enstitülüleri ruhunu özümseyerek okuttuğu çocuklarına ve görev yaptığı yerdeki insanlara ışık saçmıştır. Toprağa olan aşkı ve aldığı eğitim gereği tarımcılık ve sağlık konusunda ki bilgisini, köylüyü aydınlatma adına yaşamı boyunca sürdürmüştür. Öğretmenlerin özlük haklarının savunucusu olarak, 12 eylül faşizm öncesi TÖS ve TÖB-DER öğretmenler sendikasında ve derneğinde aktif görevlerde bulunmuştur.
1966 yılı 10 kasım günü Kaşdişlen Köyü İlkokulunda Abdulkadir Bulut ve yedi arkadaşıyla birlikte yapmayı düşündükleri Atatürk'ü Anma gecesi, dönemin geri kafalıları tarafından "komünizm propagandası" yapılacak iddiası üzerine proveke edilerek yaptırılmayıp, yedi arkadaşıyla birlikte açığa alınmıştır.
1969 yılında TÖS' ün öncülüğünde Anamur'da fıstık taban fiyatının arttırılması talebi adına yapılan köylü mitinginde aktif görevlerde bulunmuştur. Daha sonraki yıllarda TÖB-DER, EĞİTDER, İHD, YKKED gibi demokratik kitle örgütlerinde yöneticilik ve üyelik görevleri yapmıştır. 12 mart darbesi döneminde kısa süreli içeri alınmalarla birlikte yaşadığı evi alt üst edilerek birçok kitaplara el konulmuştur. Evi aramaya gelenler öyle ileri gitmiştir ki duvardaki kalpaklı Atatürk resmini Lenin'in resmi diyerek çuvala atmışlardır.
Babam Mehmet Yiğit, görev yaptığı tüm köylerde sevilen, sayılan bir eğitimcidir. Köy Enstitüsünde öğrendiği tüm bilgileri, köylüyü aydınlatma adına yılmadan, usanmadan ve tüm baskılara karşı korkmadan YİĞİT çe mücadele vermiştir. 1953 yılında; köyün en güzel kızı olan, Ferizlerli Ömer ağanın kızıyla hayatını birleştirir. 1954 yılında bir erkek çocukları dünyaya gelir ve adını Sezai koyarlar. Sezai den sonra iki erkek çocukları daha olur. Dönemin sağlık ve yol şartlarından iki erkek çocuklarını ardı ardına kaybederler. 1957 yılında bir erkek çocukları daha olur bu kez adını Yaşar koyarlar. 1961 yılında Manisa'da yedek subaylık yaptığı dönemde bir kız çocukları olur, adını Zümrüt koyarlar. 1963 yılında bir erkek çocukları daha olur, adını Ahmet koyarlar. Ve burada noktayı koyarak, hayatlarını üçü erkek, biri kız olmak üzere dört çocuklu bir aile olarak yaşamlarını sürdürürler. Hayat şartları ve eğitim şartları nedeniyle çocukları yanlarından birer birer ayrılır...
Çok sevdiği topraktan ve doğayla iç içe olan evinden, eşinin ısrarı üzerine 1979 yılında veda ederek, yaşamının 25 yılını boğulduğu beton kent Mersin merkezde geçirir.
Çocuklarının ve torunlarının yaşamsal zorlukları adına 2004 yılına kadar dayanabilen koca çınar, oğlu Yaşar'ın ısrarı üzerine tekrar Ferizlerdeki köyüne döner. Oğluyla birlikte evinin etrafını tekrar cennete dönüştürür. Yaşamı boyunca paylaşmayı seven kişiliği devam eder. Yetiştirdiği ürünleri komşularıyla ve dostlarıyla paylaşır. Her ürün dönemi evi adeta hasat festivaline döner. Sporu, yürümeyi, yüzmeyi, toprağı ve bol sohbeti seven bedeni ve ruhu yeniden canlanır ve yeşerir...
En çok sevdiği eğlencelerden biri olan tavlayı evinin köşesindeki dut altında oynamaktır. Türküleri ve oyun havalarını seven, güler yüzlü ve yaşam dolu bir insandır.
Aradan on yıl geçmiştir. Çok sevdiği, evin tek kızı olan kızını kanser denen bela alır. Yıllarca üzüntüsünü içine atar. Eski yaşam dolu, hayat dolu koca çınar ağır ağır içerden darbe yer...
Kanser denen bela bu kez kendini yakalamış ve farkına varıldığında maalesef 15 ağustos 2019 yılında kurban bayramının dördüncü günü, geri dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkar...
89 yıllık yaşamının neredeyse tamamı öğrenme ve öğretmeyle geçen bedeni aramızdan ayrılsa da, bıraktığı aydınlanma meşalesinin izleri yıllarca belleklerimizde yaşayacak...
Işığın bol olsun koca çınar...
And olsun ki;
Evlatların olarak, yaktığın aydınlanma meşalesi asla sönmeyecek.
And olsun ki;
Evlatların olarak, dürüstlükten, doğruluktan, YİĞİT likten şaşmayacağız.
And olsun ki;
Evlatların olarak, Atatürk İlke ve Devrimleri doğrultusunda yol alıp ilerleyeceğiz...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13