Neden Anaokulu Çocuklarına Empatiyi Öğretmeliyiz?

Yalda Modabber 1979 sonbaharında İran’dan, doğduğu yer olan Boston’a geri taşınalı az bir süre geçmişti. Zamanlaması kötüydü, yalnızca haftalar sonra bir grup silahlı İranlı, İran’daki A.B.D. büyükelçiliğinde 60’tan fazla A.B.D. vatandaşını rehin aldı. Bu yüzden, okul arkadaşları tarafından acımasız bir zorbalığa maruz kaldı.

“İki yıl boyunca durmadan devam etti,” diyor, kıvırcık siyah saçlara ve içten bir gülümsemeye sahip olan Modabber. “Hayatımın o dönemi o kadar zorluydu ki, o zamanı tamamen aklımdan çıkardım. Öğretmenlerimin bile isimlerini hatırlamıyorum. Bütün sınıf bana düşman kesilmişti.”

Modabber şimdi, oğlunun da gelecek sene anaokuluna başlayacağı, bölgedeki diğer okullarla kültürel eğitim konusunda işbirliği içinde çalışan, Kaliforniya’nın Berkeley şehrinde Farsça eğitim veren Golestan Education ismindeki bir anaokulu ve okul sonrası programının kurucusu ve müdiresi. Bana hafif bir sesle, zorbalığa maruz kalmanın onu, Golestan’daki her yaştan çocuğa empati duygusunu işlemeye yönlendirdiğini anlatıyor.

Çeşitli araştırmalar, hem internette hem de gerçek hayatta, bir çocuk ne kadar fazla empati kurabiliyorsa başkalarına zorbalık yapma ihtimalinin de o kadar azaldığını gösteriyor. Empati sahibi çocuk ve yetişkinlerin, başkalarına yardımda veya paylaşımda bulunma gibi olumlu sosyal davranışlar sergileme ihtimali daha yüksek. Ayrıca, antisosyal olma ve kontrol dışı saldırgan hareketlerde bulunma olasılıkları da daha düşük. Bu, eğitmenlerin geçtiğimiz yıllarda empatiye daha fazla önem vermelerinin yanı sıra okul ve müfredata empati konusunu entegre etmelerinin temel sebebi. Ve Golestan’da gördüğümüz gibi, bu çalışmaların bazıları okul öncesi eğitime yoğunlaşmış durumda.

Gerçekten de, araştırmalar başkalarıyla empati kurmayı ne kadar erken öğrenirsek hayatımızın geri kalanında o kadar iyi olacağımızı öne sürüyor. Yaşamlarının erken safhalarında empatiye maruz kalan kişiler, bununla geç tanışmış veya hiç maruz kalmamış olanlardan daha zengin ve daha uzun süren duygusal kazanımlara sahip oluyor. Yakın zamanda gerçekleştirilmiş bir araştırmaya göre, sosyal ve duygusal beceriler öğretilmiş olan (yalnızca kavramsal becerilerin aksine) okul öncesi ve anaokulu çağındaki çocuklar, bu kapsamlı eğitimi almamış çocuklar ile karşılaştırıldığında hem anaokulu hem de birinci sınıfta daha sağlam sosyal beceriler gösteriyor ve davranış sorunları ile daha az karşılaşıyor.

Çok küçük yaştaki öğrencilere bile empatiyi öğretmeli miyiz? Bunu yapabilir miyiz? Bu iki sorunun da yanıtı ‘evet’ gibi görünüyor. Fakat bu kolay bir iş değil.

Doğuştan gelen empati

Empati kurma potansiyelimiz yaşamımızın çok erken safhalarında oluşur. Evet, yeni yeni yürümeye başlayan oğlum kedimizin kuyruğunu çektiğinde bunun komik olduğunu düşünüyor olabilir, ama ben, başkalarının duygularını sezme becerisini de görüyorum onda. Kötü bir gün geçiriyorsam, beni ve babasını hep birlikte sarılalım diye minik kollarıyla kendine çeker. Sadece o yaştaki çocuklar da değil, sekiz ila on dört aylık bebekler dahi canı yanan ya da üzgün bir ebeveyn için endişelenmek gibi empati belirtileri sergileyebilir. Yaşlandıkça daha güçlü empati kurarız. Almanya’daki Münih Üniversitesi’nin yakın zamanda yaptığı bir araştırmaya göre beş ila yedi yaşlarındaki çocuklar diğer insanlar için gitgide daha fazla endişe duyuyor.

Empati öğretmek çocukları duygusal ve sosyal yönden daha becerikli kılmanın yanında gelecekte daha başarılı ve işlevsel yetişkinler haline gelmelerine de yardımcı olur. Duke ve Penn Üniversitelerinin yürüttüğü ve 20 yıl boyunca 750 insanın izlendiği bir çalışmada, anaokulunda arkadaşlarıyla paylaşımda bulunan ve onlara yardım eden çocukların, gelecekte liseden mezun olma ve tam zamanlı işlerde çalışma olasılıklarının daha yüksek olduğu gözlemlendi. Sosyal yönden o kadar becerikli olmayan çocukların ise okulu bırakma, ıslahevine gitme veya işsiz olma olasılıklarının arttığı görüldü. Empati sahibi insanların tanımadıkları kişilere bile yardım etmeleri daha olası.

Toronto Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan ve çocuklarda empatiyi teşvik eden okul temelli çalışmalar konulu 2016 yılına ait çalışma raporunun yazarı Tina Malti, empati kurmayı öğrenmek için asla geç olmadığını söylüyor. Bakış açımız önemli ölçüde yaşamımızın ilk aşamalarında gelişse ve yetişkin halimizi şekillendirse de, her zaman değişebiliriz.

“Sadece çocuklar değil konu,” diyor Malti. “Bu bir hayat sorunsalı. Bence, bütünsel bir bakış açısı, daha dengeli bir yaşam getiriyor. Yalnızca akademi ya da kariyer ile ilgili sonuçlara odaklanırsanız, “bütüncül bir insan” olma fırsatını kaçırırsınız.”

Malti, eğitim sistemimizin dönüm noktasında olduğunu söylüyor. Gittikçe daha fazla sayıda uzman, sosyal ve duygusal sağlığımızın; akademik öğrenme, psikolojik esenlik ve hayattaki genel başarımız için ne denli önemli olduğunu anlıyor ve bu fikre katılıyor.

“Bunları birbirinden ayrı tuttuğunuz takdirde psikolojik veya mental işlevselliğe ulaşamazsınız,” diyor Malti. “Bu durumlar birlikte iken işe yarıyor: Depresyonda bir kişi akademik başarı gösteremez ve daha iyi bir öğrenci olmak için bu depresif sıkıntıları çözmeye çalışmak gerekir.”

Empati nasıl öğretilir?

Modabber çalıştığı okulda köpeği Nika’yı okula getirerek öğrencilerine empati duygusunu aşılamayı hedefliyor. Çocuklar onu tarıyor, besliyor, ona su veriyorlar. 

Araştırmalar, evcil hayvanlara sahip insanların daha fazla empati sahibi olduğunu öne sürüyor. Yakın zamanda yapılan bir çalışmaya göre, sınıfta bir hayvanın -küçük bir balık bile olsa- bulunması öğrencilerin birbirleri arasındaki empati ve şefkat duygularını artırıyor. Raporda empatinin sosyal ilişkiler ve sınıf içi katılımı artırırken, davranış sorunlarının azalmasıyla ilişkisi olduğunun da altı çiziliyor.

Malti, empatiyi öğretmenin tek bir doğru yolu olmadığını ancak bazı yanlış yolları olduğunu söylüyor.

Nika’yı ele alalım. Malti, “Burada önemli olan sınıfa bir köpek getirmek değil,” diyor. “Önemli olan, bir çocuğa bir başkasını önemsemeyi öğretebilmek. İyi bir öğretmeniniz olabilir ya da korkunç bir öğretmeniniz olabilir. Eğer bir öğrenci yalnızca öğretmenin bir hayvanla ilgilenmesini izler ve buna katılmazsa, o kadar iyi öğrenemez. Ama araştırmalara göre eğer çocuğun hayvanla -hatta bir bebekle- kendisinin ilgilenmesini sağlarsanız, durum değişir. Öğrenme şekliniz çok önemlidir.”

Malti’ye göre sınıfta empatiyi öğretmenin bir diğer yolu ise bireye odaklanmak. Öğretmenlerin katı bir ’empati müfredatı’na sahip olmamaları gerektiğini, çünkü öğrencilerin böyle bir ortamdan yararlanamayacaklarını söylüyor.

“Her bir sınıf bir mikrokozmozdur,” diyor Malti. “Ve sınıftaki her çocuğun zihinsel açıdan farklı gereksinimleri vardır. Bu değişken ihtiyaçları iyi tanımlayamazsanız, empati duygusunu en doğru şekilde teşvik etme şansınızı kaçırmış olursunuz.”

Modabber, okula köpeğini getirmenin yanı sıra öğrencilerine gündelik işler kapsamında bahçe işlerini de öğretiyor. Çocuklar her Pazartesi çiçek topluyor ve onları sınıfın değişik yerlerindeki vazolara yerleştiriyorlar.  

Modabber, “Tohumları besleyerek büyütüyorlar,” diyor. “Onlara su ve günışığı sağlıyorlar ve onlarla her gün ilgileniyorlar. Sonra saksıya ekiyorlar. Onları öylesine seçmiyorlar, onlara gerçekten sevgiyle yaklaşıyorlar. Onları görüyorlar. Bitkilerin ve nasıl da gitgide büyüdüklerinin farkındalar.”

Okulda yiyecek de yetiştiriyorlar. Her gün öğle yemeğinden önce bir şarkı söylüyor ve yemek üzere oldukları yiyecekler için Dünya’ya teşekkür ediyorlar. Yemekten sonra aşçıya teşekkür etmek için bir şarkı daha söylüyorlar. Modabber’e göre empati ve şükran duygusu ayrılmaz bir ikili. Araştırmalar bunu destekliyor: Daha yoğun şükran duygusu; daha fazla empati ve daha az saldırganlık ile ilişkili.

Empati aynı zamanda, diğer kültürlerle iletişim kurmakla alakalı. Modabber, İranlı bir göçmen olarak Amerika’da iki yıl boyunca yaşadığı yoğun zorbalığın etkilerinin geçmediğini iletiyor. Öğrencilerinin bu şekilde davranmalarını istemiyor. Bunu sağlamak için öğrenciler her Cuma yeni bir ülke ya da kültürle tanışıyorlar ki ‘farklı’ insanlarla daha iyi iletişim kurabilsinler.

“Okulda, farklılıklarla dolu dünyamızın çok ufak bir kısmını oluşturduğumuzun, bu sebeple de çeşitliliğe saygı duymamız gerektiğininin altını çiziyoruz,” diyor Modabber. “Yaptığımız her şeyde bu var. Bu, bizim dayanağımız ve temel ölçütümüz.”

Çeviri: Zeynep Topal

Kaynak: https://www.mindful.org/teach-empathy-preschoolers/

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.