Köylerinden ilk kez çıkıp Köy Enstitüsüne gelen öğrencilerin sorunlarını gidermek hiç de kolay değildi!

Köy Enstitü öğrencileri, gerçek anlamıyla özgürlük yokluğunun ne anlama geldiğini biliyorlardı.

Davranışları ve alışkanlıkları köy toplumunun gerçeklerini ve bu toplumla siyasal üstünlüğü olan toplum arasındaki ilişkileri yansıtıyordu.

Akçadağ Köy Enstitüsü Müdürü Şerif Tekben'in dediği gibi:

"Yetişme yolları başka, görgüleri ayrı, çeşitli alışkanlıklar taşıyan çocukları önceden hazırlanmış talimatnamelere uydurarak idare etmek ve yetiştirmek imkânsızdı.

Şehir okullarından ayrı işleyişe sahip ve henüz bir incelemeye tabi tutulmamış köy muhitlerinden gelmiş olan öğrencilerin her şeyden evvel çok iyi tanınması gerekiyordu.

Bir taraftan işin içine girerek elden geldiği kadar çalışırken bir yandan da her gün rastlanan olaylar üzerinde dikkatle durarak bazı neticelere ulaşıyorduk.

Öyle hadiselerle karşılaşıyorduk ki, bunların önünde ne yapacağımızı bilmiyorduk.

Hırsızlık tabii sayılan bir şeydi.

Her gün postal, gömlek, battaniye, yatak takımı kaybolur, bavullar, torbalar açılır, işin garip tarafı bu işleri yapmak diğerleri tarafından mesele sayılmazdı.

Kuvvetlinin daima büyük payı alması, zayıfın kuvvetliden, küçüğün büyükten dayak yemesi şikâyeti mucip haller değildi.

Bir gün yaşı epeyce ileri, güçlü kuvvetli bir öğrenci kışlanın avlusunda küçük bir çocuğu yerden yere vuruyor, her tarafını kan içinde bırakıyor.

Bunu pencereden gözetleyen iki öğretmen çocuğun şikâyete geleceğini umuyorlar.

Dayağı yiyen hiç oralı değil. Ağlayarak bir kenara çekiliyor.

Kendisini çağırıyorlar:

- Nedir bu halin, ne oldu?

- Hiç.

- Nasıl hiç, biz gördük, Halim seni dövdü.

- Hayır dövmedi, şakalaşıyorduk "

ABD'li Yazar Fay Kirby'in Türkiye'de Köy Enstitüleri kitabından alınmıştır.

Arşiv: Mustafa Güneri

Fotoğraf: Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğrencisi iş başında...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13