KÖY ENSTİTÜLERİNDE UYGULANAN EĞİTİMİN GÜCÜ

Bir Enstitüde dördüncü sınıftan Mustafa ile üçüncü sınıftan Cemal anlaşıp geceleyin kooperatifi soydular.

Biraz para vardı, aldılar. Üzüm, lokum, gözleri neyi tuttuysa aşırdılar.

Koğuşturma sonunda Mustafa ile Cemal bulundu. Suçlarını kabul ettiler.

Yönetmeliğe göre kurumdan uzaklaştırılmaları gerekir. Müdür bütün Enstitüyü topladı. Mustafa ile Cemal ortaya çıktı:

- Efendim, bir bilmezlik işledik, bizi atmayın!

- Atmayacağız! Size daha ağır bir ceza vereceğiz.

- Efendim bağışlayın!

- Bağış yok! Alın kooperatifin anahtarlarını. Mustafa sen başkansın, Cemal sen de onun yardımcısı. Bundan sonra kooperatifi siz yöneteceksiniz. Haydin bakalım!

Mustafa da, Cemal de sonuçta öğretmen oldu; gittikleri kôyün çocuklarını, kendi çocuklarını yetiştirdiler. Topluma yararlı oldular.

Enstitüleri kuranlar, en başta eğitimin gücüne, insanın içindeki öze, iyi etkilerle o özün gelişip tansıklık yaratacağına inanıyordu.

Bunun için öğrenciler suç işlediği zaman bile öbür okullardaki gibi hemen disiplin yönetmeliği çalıştırılmaz, öğrenciye kendini düzeltme fırsatı verilir, bu amaçla ona sorumluluk yüklenirdi.

Fotoğraf: İzmir Kızılçullu Köy Enstitüsü Öğrencileri 1947

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol