Köy Enstitülerinde öğrencilerin sorunlarını gidermek başlı başına bir uzmanlık işiydi.

Zira kız ve erkek çocuklar yaşadıkları köylerinden ilk kez çıkıp Köy Enstitülerine geldiler...

Aşağıdaki satırlar, bize "aydın"ın gerçeklere ulaşabilmesi için daha ne kadar yol alması gerektiğini gösteriyor:

"İlkokulu bitirmiş olmalarına rağmen Türkçeyi çok zorlukla konuşanlar vardı. Yeni alınan çocuklar üzerinde yapılan bir denemede bilmedikleri kelimelerden bazıları:

Sürahi, not, iskarpin, matbaa, balkon, çerçeve, hela, firenk gömleği, kavanoz, kupa, çakı, çatal, yatak çarşafı, mangal, karikatür, eczacı, söylev (nutuk), mecmua (dergi), kitaplık (kütüphane), aspirin, keman…

Bu ve buna benzer yüzlerce kelimenin bilinmeyişi karşısında öğretmene ifade bakımından zorluk doğuyordu. Günlük hayatımıza karışmış, yıllardan beri tabii bir şekil almış bir çok basit âdetler onlara yabancı geliyordu.

Çocuklar kendileri için yeni olan bu halleri gülerek garip karşılarken biz de onların aldıkları bu duruma şaşıyor, bazan sinirleniyorduk..

Şinasi Tamer anlattI:

İşe başladığı günlerde özenmiş, yemek masalarını muşambalamış, çay bardakları ve kaşıkları almış, herkesin önüne peçete koymayı düşünmüş, çatal, kaşık ve bıçakları tamamlamış.

Öğrencileri buyur etmiş.

Çok geçmeden bir de bakmış ki, muşambalar bıçak yaraları ile delik deşik, çay kaşıkları ortada yok. Çatalların bir kısmı kırılmış, ötekiler de kullanılmıyor.

Zeytin ve zeytinyağlı yemeklere el sürülmüyor. Bu yemeklerin bulunduğu günlerde öğrencilerin yarısından fazlası ekmeğini alıp yemekhaneden çıkıyor.

Bazı öğrenciler hela ve su kullanmıyordu. Bilhassa geceleri şuraya buraya pisliyorlardı... ''

ABD'li Yazar Fay Kirby'in Türkiye'de Köy Enstitüleri kitabından alınmıştır.

Fotoğraf: Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğrencileri

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13