Irkçılıkla İlgili Etkileyici Deneyiyle Tarihe Geçen Sıra Dışı Bir Eğitmen

Engelli olduğu için sınıfa kabul edilmeyen çocuğun hayal kırıklığında, ebeveyninin mesleği sebebiyle arkadaş olunmayan gencin kalp acısında, etnik kökeni yüzünden dışlanan bir öğrencinin umutsuzluğunda hepimizin payı olabilir. Farkında olarak ya da olmayarak biz yetişkinlerin toplumdan, aileden, okuldan miras olarak aldığı ve faydasını sorgulamaksızın bizden sonraki nesile aktardığı önyargılar bu trajedinin temel taşlarından sayılabilir. 

Oysa bu taşıması zor ve gereksiz dar bakış açıları hem bizim hem de öğrenmesi için gerekli ortamı hazırlamak ile mükellef olduğumuz öğrencilerin hayatını dar bir alana sıkıştırmaktan başka hangi işleve sahiptir ki? Buna ilaveten “öteki” diye adlandırdığımız kimsenin “ötedeki tekimiz” olduğunu biz anlamadan ve bunu yaşamadan bir başkasına didaktik bir üslupla anlatmanın işe yaramasını beklemek hayalperest ve sorumluluktan uzak bir tavır değil midir? “Benim dediğimi yap, yaptığımı yapma” yaklaşımı, duyarsızlığın normalleştirildiği bir örüntüyü tekrarlamanın ötesine geçebilir mi?

Sanıyorum bu sorulara ayrımcı davranışları aklayabilecek bir cevap vermek mümkün değil. O sebeple bir şeyi aktarırken sunmuş olduğu güncel hizmeti düşünmemizde fayda var. Zira ayrımcılığın evrimsel kökenine baktığımızda “bizden olmayanın tehlike barındırdığı” gibi doğruluğunu çoktan yitirmiş bir algı ile karşılaşabiliriz. Ama günümüzde hayatta kalması kırılgan şartlara bağlı olmayan insanoğlunun, bu düşüncelerin zincirine kendisini bilinçli olarak bağlaması anlaşılması güç bir denklem.

Tüm bu düşünce ve soru karmaşasını basit ve çok etkili bir yolla aydınlatan müthiş bir örnekten bahsetmenin vakti geldi öyleyse: Jane Elliott.

Martin Luther King’in bir suikast sonucu öldürülmesinin ardından Jane Elliott, ırkçılık karşıtı bir aktivist ve öğretmen olarak olarak üçüncü sınıf çocuklarının yaşayarak öğrenebilmelerini sağlayacak dahiyane bir fikir yürütür. Birkaç ay evvel “kahraman” diye tanıttığı King’i bu defa ayrımcılığın gelebileceği en acı noktayı deneyimlemiş bir kimse olarak anlatması gerekmektedir. Zaten çocuklar King’in ölümünden bir gün sonra kafalarında aynı soru ile sınıfa gelirler; Martin Luther King neden vuruldu?

Bu sorunun yanıtını çocukların kendi başlarına bulabilmesini sağlayabilmek amacıyla Jane Elliott sınıfı göz renklerine göre ikiye böler ve mavi göz rengi olan öğrencilerin, kahverengi göz rengi olan öğrencilerin yakasına kahverengi bir kumaş bağlamalarını söyler. Böylelikle azınlık olan kahverengi gözlü grup ayırt edilebilecektir ve uzun süre tenefüse çıkabilmek, spor kompleksini kullanabilmek gibi ayrıcalıklara yalnızca mavi gözlü grup sahip olabilecektir. Bunun yanı sıra mavi gözlü çocuklar sınıfın ön sıralarında oturup, birbirleriyle oynarken kahverengi gözlü gruba mensup olanları istedikleri gibi dışlayabilecektir. Ek olarak Elliott da kahverengi gözlü öğrencilerin mavi gözlülerle aynı sebilden su içmemesi için onları uyaracak ve hata yapan kahverengi gözlü çocukları cezalandıracaktır. Tabii ki bu teklif başlangıçta kahverengi gözlü öğrenciler tarafından kabul edilmez, fakat Elliott onlara beyaz bir yalan söyler ve bilimsel olarak mavi gözlü kimselerin göz renkleri sebebiyle daha zeki ve öğrenme kabiliyetleri daha gelişmiş kimseler olduğu konusunda sınıfı zorla ikna eder.

Bir hafta boyunca bu ayrımcılık iklimini tecrübe eden kahverengi gözlü çocuklar tembelleşmeye, diğerlerine daha fazla itaat etmeye ve sınavlarda daha başarısız olmaya başlarken mavi gözlüler ise daha zorba davranışlar sergilemeye ve testlerde daha yüksek başarı göstermeye başlarlar. Diğer haftanın başlangıcında ise Elliott sınıfa bir duyuruda bulunur ve bir hata yaptığını, aslında üstün grubun kahverengi gözlüler olduğunu söyler. Bu defa devran döner ve kahverengi gözlü çocuklar sözde gücü ellerine geçirir. Fakat enteresan şekilde mavi gözlülerin kendilerine gösterdikleri yoğunlukta bir acımasızlık sergilemezler. 

İki gün sonra Jane Elliott deneyi sonlandırmaya karar verir ve çocuklarla gerçeği paylaşır. Bu deneyimin onlara hissettirdikleri ile ilgili yazmalarını ister, hatta bu kompozisyonlar yayınlanır, çocuklarda kalıcı bir dönüşüm yaşatan bu hikaye bir belgesele dönüştürülür. Deneyin uygulanış biçimi ve yaratabileceği olası psikolojik tahribatlar ile ilgili etik tartışmalar devam ededursun, su götürmez bir gerçeklik vardır; çocuklar hayatları boyunca unutamayacakları bir ders görmüşlerdir. Çünkü onlara öğretilmemiş, onlar öğrenmişlerdir.

BBC tarafından 2016’nın en etkili yüz kadın figüründen birisi olarak seçilen Jane Elliott hala dünya çapında ayrımcılık karşıtlığı üzerine konuşmalar yapan bir eğitmendir. Onun bizim topraklarımızda da emsallerini, hatta daha iyilerini görmeyi dilediğimiz bu ilham verici hikayesi Konfüçyus’un asırlara sığmayan bilge sözlerinin sağlaması niteliğindedir; “Duyarsam, unuturum. Görürsem, hatırlarım. Yaparsam, öğrenirim.”

Jane Elliott’ın belgeselini izlemek için: https://www.youtube.com/watch?v=6gi2T0ZdKVc

Referanslar

1-https://en.wikipedia.org/wiki/Jane_Elliott#First_exercise_involving_eye_color_and_brown_collars

2- https://simple.wikiquote.org/wiki/Confucius

Aydan Bayır-Toper

Pozitif Psikoloji Uzmanı- Eğitmen

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.