Her çocuğun kendine ait dinginliği, yavaşlığı vardır.

Bir ebeveynin çocuğuna yapacağı en büyük iyilik onun dinginliğini bozmamaktır.

Ancak yetişkinler çoğu defa “Hadi, çabuk ol.”, “Giy ayakkabılarını.”, “Oyalanma, çabuk yap dersini.”, “Çabuk bitir yemeğini.”, “Hızlı oku.”, “Hızlı yaz.” diyerek çocuğun içsel ahengi ile uyumlu bir şekilde geliştirdiği dinginliği bozduklarının farkında değildir.

Çocuk kendi ritmi içerisinde yavaşça resim yaparken o yaptığı resimden büyük haz alır. Yeni yeni yazı yazmaya başlayan bir çocuk kalem tutarken, sayfanın üzerinde bir harfi eğerek, bükerek ve büyük bir dikkatle yaparken birçok yeteneğini geliştirir. Bu esnada çocuk dikkat toplama gücü elde etmekte, algı gücünü yükseltmektedir. Zira algı gücü, yavaşlıkla direkt ilgilidir.

Hızlı hareket eden kişilerin algısı düşük olur: Yaşamı göremez. Önünden yüzlerce kere geçtiği bir binanın rengini bilmez. Bunun da ötesinde bir anne hızlı ise kendi çocuğunu “duyamaz”. Çocuk hızlı ise kardeşine zarar verir, ebeveynini “duymaz”.

Kişinin hızlı yaşamı aslında bir trajedinin dışa vurumudur. Çünkü duygu dünyasında yaralı olan kişiler farkına varmadan kendilerini hızlandırırlar. Bu hızlılık ise bir süre sonra kişinin yaşam tarzı olur. Böylece içlerindeki yaraları duymamayı, sıkıntıları hissetmemeyi, kendilerini devamlı meşgul tutarak yetenek haline getirirler. Duyarsızlaşmadan ortaya çıkan fiziki sonuçtur hızlanma. Mesela çocuğu dövün, bu çocuk ertesi gün okula gider, devamlı koşar. Çocuk evin içerisinde azarlanınca, aşağılanınca gider biraz yatar belki ama kalktıktan sonra çocuğun yapacağı iş nedir biliyor musunuz? Koşmaktır. Devamlı koşar. Yani çocuk duyarsızlaşmaya başlıyorsa hızlanmaya da başlıyordur, hareketlenmeye de...

Günümüzde ebeveynler çocuklarının “hiperaktif” olduğundan şikâyet ederek pedagogların kapısını çalıyorlar. Gözlemlerimiz o ki, bu gün hiperaktif olarak görülen çocukların önemli bir kısmı “ihmal” ve “şiddet” mağdurudur.

Diğer grup çocuklar ise televizyon ve ambalajlı gıda mağdurudur.

Sadece çocuklarda değil yetişkinlerde de hızlı hareket sorunlu bir davranıştır. Eğer fıtratından kaynaklanmıyorsa bir kişi kendini her an bir şey ile meşgul etmeye çalışıyorsa, bu kişinin duygu dünyasının zarara uğradığını söyleyebiliriz. Kişi hızlı hareketle kendini duyarsızlaştırmayı bilinçaltı bir dürtü olarak alır.

Hızlı hareket etmek bu kadar lanetli bir davranıştır.

Bir gün mesai bitiminde üniversitede hoca olan bir arkadaşa, “İstersen bu gün biraz yürüyelim, eve servisle değil yürüyerek gidelim.” diyerek bir teklifte bulundum, o da kabul etti.

Hızlı hareketleri ile tanıdığım bu arkadaşla çıktık dışarı. Çıktık ama sanki arkasından birileri geliyor gibi acele acele yürüdüğünü fark ettim. Önce kendisine ayak uydurmaya çalıştım ama bunu beceremedim. O önden hızlı hızlı yürüyerek gidiyordu, ben de arkasından ona yetişmeye çalışıyordum. Bir ara nefesimin hızlandığını hissettim. “Hocam bu ne sürat biraz yavaşlar mısınız lütfen?” diyebildim. Bana baktı, tebessüm etti. “Yavaş gidiyoruz ya işte hocam.” dedi.

“Bence yavaş gitmiyoruz, yürürken koşuyoruz sanki.” dedim ve “Bak, yavaş yürümek şöyle olur.” diyerek elimi arkama koydum, yürüdüğümü fark ederek yürümeye başladım.

Arkadaşım da elini arkaya koydu, biraz yürümeye çalıştı ama daraldı. “Hocam ben böyle yürürsem çatlarım, biraz hızlanalım.” dediğinde, “Yavaş yürü ki yaşayasın, hızlılar ölülerdir.” dedim. O da tebessüm ederek “Peki”.dedi. Mevsimlerden ilkbahardı. Etraftaki ağaçlar çiçek açmış, tabiat uyanmıştı. Arkadaşım bir ara durdu, etrafa şöyle bir bakındı. “Allah Allah, bu ağaçlar burada mıydı hep, ilk defa görüyorum.” dedi. Sonra sanki dünyaya yeni gelmiş gibi etrafı inceledi. Çiçeklere eğildi, onları kokladı, tebessüm etti.

Arkadaşın bu yabancı bakışları her gün geçtiği yollaraydı. Her gün geçmesine rağmen etrafına yabancıydı, duymamıştı, görmemişti.

Tıpkı bunun gibi, birçok ebeveyn hızlılığı nedeniyle çocuklarını hiç görmemiştir, onların gözleri ile doyasıya bakışmamıştır. Ellerini ellerine alıp onun ellerinin sıcaklığını kalbinde duymamıştır ve bu hızlılık çocuğa da aktarılmıştır. Bu sefer de çocuk, “Bu çocuk hiperaktif.” denilerek etiketlenmiştir.

Unutmamalı ki duyarsız bir annenin hiperaktif çocuğu olur.

Duyarsız bir babanın duyarsız çocuğu olur.

〰️ Doğal Ebeveynlik kitabından alıntıdır 〰️

Pedagog Adem Güneş

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol