EN BÜYÜK ENDİŞEMİZ  ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİ

Hayatımızın tadını tuzunu kaçıran önemli kaygılarımız var. Bu kaygıların bence en büyüğü çocuklarımızın geleceği konusunda yaşadığımız endişe. Bu öyle bir hal aldı ki toplum olarak bize gülmeyi bile unutturdu.

Aslında çocuklarımız için çok fazla şey istemiyoruz. Sadece gelecekte açta açıkta kalmasınlar, ailelerinin geçimini sağlasınlar yeter. Artık “güzel evleri olsun” arzusundan vazgeçtik, sadece oturacakları evin kirasını ödeyebilsinler yeter. Şatafatlı yaşamlar istemiyoruz onlar için aç kalmasınlar, sofralarında ekmek olsun yeter. Çocuklarını özel okullar da okutsunlar istemiyoruz, çocuğu devlet okuluna giderken beslenmesine yiyecek koyabilsin yeter. Öyle marka kıyafetler giyinmelerini de istemiyoruz, ayakkabısı yırtıldığında, ayakkabı alabilsin yeter.

Tüm aileler, sadece çocuklarının karın doyuracak bir işi olsun istiyor. Bunun da ancak okuldaki başarıyla mümkün olacağına inanıyor. Artık her ders, her sınav, her puana önem veriliyor. Bir tek düşük notun bile çocuğun tüm hayatını etkileyeceği düşünülüyor. Anne babaların bu endişesinin ceremesini çocuklar çekiyor. Bu yüzden çocuklar üzerindeki baskı daha da artıyor. Çocuklara daha 1. sınıfta test çözdürülmeye başlanıyor. 17-18 yaşındaki çocuğun sorumluluğu 7-8 yaşındaki çocuklara yükleniyor, çocuklar çocukluğunu yaşayamıyor. Minicik omuzlarına yüklenen ağır yükün altında eziliyorlar. Bu endişe içinde çocuk mutsuz, aile mutsuz, toplum mutsuz oluyor…

Eskiden bu kadar endişe yoktu. Çocuklar vasat notlarla mezun olsalar, hatta sınıfta kalsalar bile aileler böyle umutsuzluk yaşamazdı. Sınıfta kalmış birçok insanın ileride çok güzel konumlara gelmesi muhtemeldi. İnsanların çevresinde, zamanında sınıfta kalmış nice bürokratlar, sanatçılar, iş adamları, ustalar vardı. Hayat, başarısızlıkları telafi etme fırsatı sunuyordu.

Bir de eskiden büyük aileler içinde yaşardı çocuklar. Memur olamasa da baba evinde hayatına devam eder, eker-biçer, bir yakının dükkanında çalışır, karnını doyururdu. Kimseler çocuğu aç kalacak endişesi taşımazdı.

Şimdi, çocuklar şehirdeki çekirdek aileler içinde büyüyor. Anne baba öldü mü çocukların geleceği muamma. O yüzden tüm anne babalar çocuklarının aç kalacağı endişesini taşıyor, ölmeden önce çocuklarına asgari düzeyde bir hayat güvencesi sağlamak için çırpınıyorlar.

Tüm bunlar neden?

Sırf gelecek kaygımızdan. Bilseydik ki bu çocuklarımız büyüdüklerinde aç kalmayacaklar, bir işleri olacak, işleri olmaz ise Devlet onlara geçinebilecekleri kadar işsizlik maaşı verecek. Hepimizin üzerindeki bu yük, yüreğimizdeki endişe gider yüzümüz gülerdi. Çocuklar çocukluğunu yaşayabilir, aileler mutlu olur, daha huzurlu bir toplum haline gelirdik.

Doğan CEYLAN

banner47

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14