Çocukluk yıllarında sıklıkla ceza almış, baskı ve zorlamalarla terbiye edilmiş kişilerin, yetişkinliğe eriştiklerinde içleri karmakarışıktır, huzursuzdur...

Bu huzursuzluğun kaynağını eşlerinde, çocuklarında, toplumda ararlar... 

İnsanlarla uyuşamamalarının sebebinin kendi dürtüsel yanları olduğunu göremezler. 

Böyle bir kişi çocuğuyla oynayamaz örneğin. Oynayamamasının sebebini çocuğunun sürekli yeni bir şeyler daha istemesi olarak gösterir... “İstekleri bitmiyor, bir oyun bitince diğer oyuna zorluyor” diyerek dürtüsel yanının çocukla uyumsuzluğunu gizlemeye çalışır... Eşi ile uzun süreli diyaloglara giremez, duygusal dengesini koruyamaz. Bunun sebebini eşinde arar, eşinin hiçbir şeyden memnun olmadığını, sürekli şikâyet ettiğini söyler. Yüzeysel yaşar, duygusal olarak derin konular konuşulduğunda sıkılır, daralır... Çünkü yaraları duygusal zemindedir. Bundan dolayı geniş davranamaz. Esnek değildir. Kuralları katıdır. Çiğnenen kurallar, patlamasına sebep olur. Kendince çizdiği davranış kalıplarına uyulduğunda rahatlar. Çocuklarını yönetebildiği sürece işler yolundadır; yönetemedikçe duygusal patlamalar, acı içinde kıvranır gibi çatışmalar başlatır. Böylesi kişiler eşleriyle yakın ilişki kurmakta da zorluk çekerler... Romantik olamazlar...

Bir beyefendi eşiyle ilişkisini “Yoruyor beni” diye tanımlamıştı. Bu söz doğruydu. Yoruluyordu bu adam. Ancak kendisini yoran şey eşi değil, dürtüleri idi. Bir yandan gündelik yaşamın yoğunluğu, diğer yandan duygularında dinmek bilmeyen yoğunluk kendisini yönetememesine, masaya yumruk vurup kalkmasına kadar sürüklemişti. 

Halbuki bu beyefendi, duygu dünyasındaki dürtüleri fark edebilse, dürtülerini sükunete erdirebilmek için eşine yakınlaşsa, kendini eşine bırakabilse öfke ve gerginliği azalacaktı. Bunu yapmak yerine, eşiyle göz göze gelmemeye, duygusal temas kurmamaya gayret ediyordu. Halbuki duygusal yakınlık, bireyi ruhen ve bedenen dinlendirir. 

Birçok kişi ruhsal ve fiziksel rahatlamayı uyuyarak, televizyon seyrederek, telefonla uğraşarak elde edeceklerini zanneder. Böylesi kişiler yıllarca bu şekilde yaşadıkları ve bir türlü rahatlayamadıkları halde, aynı davranışları sürdürmekten de kendilerini alamazlar. Uyumak, bireyin dürtülerinden geçici bir süre kurtulmayı sağlar ancak gerçek bir huzura erdiremez. Televizyon veya telefonla oyalanmak dürtülerini geçici bir süre duymamayı sağlar fakat kişiyi gerçek bir dürtüsüzlüğe eriştiremez. Film bittiğinde, televizyon kapandığında kişi hâlâ huzursuzdur, hâlâ dürtüseldir...

Kişinin dürtüselliğinin azalması, bir tensel temas içinde kendini yavaşça, eşine, çocuğuna, annesine, babasına bırakmasıyla mümkündür.

Anahtar Kelimeler:
Adem Güneş

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol