ÇOCUKLARIMIZA TUTARLI DAVRANIYOR MUYUZ?

Bir özel okulun web sayfasına okulun eğitim danışmanı olarak Nurdoğan Arkış, Doğan Cüceloğlu, Polat Doğru ve Yavuz Durmuş eğitim alanına ilişkin yazı yazmaktadırlar. Bu yazıları kendilerinden izin alarak benim sayfamda da yayınlayarak sizlerin de istifadesine sunmak istedim. Kendilerine sizler adına teşekkür ediyorum.

Bugünkü yazı Nurdoğan Arkış tarafından yazılmıştır.

***
Çocuklarımıza Tutarlı Davranıyor muyuz?
Geçenlerde bir tanıdık çocuğundan yakınıyordu, laf anlamıyor, söz geçiremiyoruz diye. Biraz daha anlatmasını istedim. “Mesela dersini çalışmıyor. Tutturuyor televizyon, tablet, cep telefonu diye. Anlatıyoruz anlamıyor, kızıyoruz anlamıyor. Dersini yapmazsan asla vermeyiz diyoruz, dinlemiyor. Daha böyle bir sürü şey oluyor” dedi. Peki dedim sonra ne oluyor? “Sinirleniyor, edepsizlik ediyor, hatta bağırıyor bile” dedi. Sonra da tableti veriyorlarmış eline. Sonra ne oluyor? diye sordum. “Bu sefer de elinden alamıyoruz. Yalvar yakar oluyoruz. Zorla bıraktırıyoruz. Ama arada kaçamak yapıyor, bir yolunu buluyor gene alıyor. Bu sefer biz de sinirleniyoruz. Gerginleşiyoruz. Tabii böyle olunca dersler de yarım yamalak oluyor. Biraz ders çalışıyor, çalıştım verin tableti diyor…” Bu şekilde devam ediyormuş.

<
Çocuklara belli davranışları kazandırmak, onları disipline alıştırmak son derece önemli. Disiplinli davranan, sorumluluklarını bilen çocukların gelecekte daha etkin ve anlamlı bir yaşam sürdürmeleri daha sık rastlanan bir durum oluyor. O nedenle bu yakınımın derdini çok iyi anlıyorum. Üstelik onun gibi bir sürü ailenin olduğunu da gözlemliyorum.

Peki çaresi var mı? Evet, var: Anne baba tutarlı davranacak. Ne demek tutarlı davranmak? Bir dediğini bir süre sonra da demeye devam etmek, yapmaya devam etmek demek. Taviz vermemek, gevşetmemek demek.

Bir tanıdığın evindeyim. 6 yaşındaki kızları turşuyu çok seviyor. Bıraksanız iki kilo turşuyu yer. O kadar seviyor. Anne baba da bu durumu fazla tasvip etmiyor. Engellemek istiyorlar, bir türlü engelleyemiyorlar. Benden akıl istediler. Dedim biraz izin verin bana akşam buradan gitmeden anlatırım.

Yemeğe oturduk. Kızın en çok merak ettiği mesele, masada turşu olacak mı? Gerçekten de masaya hıyar turşusu geldi. Anne masaya koyarken; “bak kızım, baştan anlaşalım. Üç tane turşu var, üçünü de yiyebilirsin. Ama başka istemek yok, tamam mı?” dedi. Kız başını hızlı hızlı sallayarak tamam dedi. Gözleri turşuda, sanki dünyanın en muazzam şeyine bakıyordu. Babası da lafa girdi. “Hep böyle diyorsun, ama sonra yaygarayı koparıyorsun, istemeyeceksin tamam mı?” dedi. Kız gene hızlıca başını salladı ve ilk turşuyu alıp afiyetle yedi.

Kısa sürede üç turşu da bitti. Kız eliyle boşalan tabağı annesine doğru itti ve “anne turşum bitti” dedi. Anne, “ama ne konuşmuştuk, üçten fazla yok.” Diyerek cevapladı. Baba da “ne demiştim sana istemeyecektin hani, bak gene istiyorsun” şeklinde lafa girdi. Kız biraz mızmızlı bir sesle “ama canım istiyoooor” dedi. Anne göz ucuyla bana bakıyordu. Ben yemeğime devam ediyordum. “Olmaz kızım, bak bu çok tuzlu bir şey. Sonra çok problem olur, sağlığın çok bozulur. İleride çok sıkıntı çekersin” diyerek açıklamaya çalıştı. Lafı uzatmayayım; kız daha mızmızlı ve daha yüksek sesle konuştu, çatalını masaya vurdu. Anne biraz bağırdı, baba biraz kızdı… On dakika sonra masada üç turşu daha vardı. Kız onları da bitirdi. Gene istedi, aynı sahneler tekrarlandı… On dakika “sonra bak bu son” diyerek iki turşu daha geldi.

Çocuklar ufakken pek laftan anlamazlar, davranıştan anlarlar. Siz istediğiniz kadar “ama tuzlu, ama sağlığına zarar verir, bak teyzende yüksek tansiyon var” falan deyin. O sizin ne yaptığınıza bakar. Mızmızlandığında, ağladığında, çatalı masaya vurduğunda turşuyu masaya getiriyorsanız şunu öğrenir: “annem babam bir şey derler, ama ben eğer ısrar edersem benim dediğim oluyor. Demek ki ısrar edeceksin, biraz bağırıp, biraz çağırınca, masaya çatalı vurunca istediğimi elde edebiliyorum.” Bu çocuk açısından gayet tutarlı bir durumdur. Bağır çağır, ağla zırla istediğini elde edersin… Çocuk çok tutarlı davranıyor yani.

Annenin babanın yapması gereken çok basit. Üç tane yiyebilirsin dedikten sonra asla o masaya turşu gelmemelidir. Yani anne baba tutarlı davranmalıdır. Bunları anlattım. “Ya abi” dedi annesi “bazen öyle de yapıyoruz gene olmuyor ki.” Şu zannedilmemelidir; çocuklar iki kez doğru yaptıktan sonra artık öğrenmişlerdir, bundan sonra sonuna kadar hep aynı davranışı sergileyecektir. Hayır, çocuk hala öğrenmeye devam etmektedir. Ertesi gün de daha sonraki günlerde de misafir geldiğinde de babaanne geldiğinde de dede yemekteyken de hep aynı davranış sergilenmeye devam etmelidir. O sırada da tuzun sağlığa zararları, ne tür zararlar verdiği, sağlığın önemi ısrarla, defalarca, kerelerce anlatılmalıdır. Bıkmadan ve vaz geçmeden. Sonra çocuk şunu anlamaya başlar: “annem babam, anlattıklarını yapıyor. Demek ki bir şey anlattıkları zaman onlara benim istediğim davranışı yaptıramıyorum.” İşte bu noktadan sonra, çocuğa sadece anlatmanız yeterli olacaktır.

Bu yaz evimize yeğenlerim geldi. 6 yaşlarında harika bir çocukları var. Ama biraz söz dinlemiyor. Suyla oynamayı çok seviyor. Ama nasıl sevmek, bıraksanız hep oynayacak. Anne baba engel olmaya çalışıyorlar. Ama olmuyor. Eşim Esra “bak, dedi bu su doğaya ait ve biz onu ziyan etmemeliyiz. Ayrıca boşa akan suya da para vermek istemeyiz.” Tabii ki fırsat buldukça oynamaya devam etti. Ben de alıp karşımda aynı sözlerle durumu anlattım ve eğer oynamaya devam ederse suyu keseceğimi söyledim. Ve gerçekten de öyle yaptım. Yaparken de “ama ziyan etmemeliyiz” diye musluğu kapattım.

Bir sabah gene oynamak istiyordu. Olmaz dedim. Ancak bak bizim arabaya su tutmamız lazım, toz toprak oldu. Yemekten sonra yıkamak ister misin? dedim. Gözlerindeki pırıltıyı görmeliydiniz. Yalnız dedim, kahvaltıdan sonra yapacağız, hava çok güneşli, şapka takılacak ve arabamızı yıkarken yandaki diğer arabaya asla su gitmeyecek, böyle yapar mıyız? Yaparız dedi. Olmazsa suyu kapatırım, dedim.

Yemek bitti, o söylemeden ben ona hadi arabayı yıkayalım dedim. Koşarak arabanın yanına geldik. “Şapka?” dedim, fırladı şapkasını aldı. Bir kez daha hatırlattım, boşa akıtmak yok, yandaki arabayı ıslatmak yok…

Dilediği gibi yıkadı. Bir ara şapkası görüşünü engelliyor diye yere attı. Suyu kapadım “şapkan olmadı mı devam edemeyiz, başına güneş geçmemeli” dedim. Eğildi hemen taktı. Suyu açtım. Arabanın sadece üstüne tutuyordu Ben de ona “aferin usta, ne güzel yıkıyorsun yahu” diyordum. Bir ara hatırlattım; “şu tekerlere de sık biraz, o yetmez daha da sık, bol bol yıka…” Yavaş yavaş şuna alışıyordu; bu adam beni engellemeye çalışmıyor, doğru biçimde kullanırsam beni kısıtlamıyor…

Üstelik de o farkında değildi ama ben çok etkin olan bir taktiği kullanıyordum: Onun istediği bir oyun / keyif sırasında benim önerilerimi, sözlerimi dinletmeyi de öğretiyordum. Ben onun tekerlekleri de yıkamasını teşvik eder, yani onun daha da çok suyla oynamasını sağlarken, benim sözümün dinlenilebilirliğini de kabul ettirmiş oluyordum.

Bir ara coştu, yan arabaya doğru sıktı. Derhal suyu kapadım. Ama onu yıkamayacaktık diye uyardım. Hortumu bizim arabaya tutunca da musluğu açtım. Sonra dedim ki “usta hep aynı taraf yıkandı, ister misin arabanın diğer tarafını çevireyim, orayı da yıka” sevinçle olur dedi. Tamam dedim, şimdi sen bahçeye geç, ben arabayla manevra yaparken sana çarpmayayım. Bekledim, bahçeye geçti. Arabayı çevirdim, orayı da yıkadı. On beş dakika sonra keyifle verandamıza geri döndük. O da mutluydu, ben de… Ondan sonraki günlerde artık suyu çok daha dikkatle kullanıyordu. /p>

Çocukların disipline olmadığı yerlere iyice bakın; kendileri disiplinli davranmayan ebeveynler göreceksiniz. Sizin kararlığınız ve tutarlılığınız, verdiğiniz sözlere sadık kalmanız, olmaz dediğinize hiçbir koşulda izin vermemeniz, olur dediğinizi gerçekten yapmanız çocuğun disipline edilmesini sağlayacaktır.

Nurdoğan Arkış

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol