Asya'nın ebeveynleri “eğitim ateşi” yaşıyor

Zhang'ın babası, iki yıl önce felç geçirdikten ve daha fazla çalışamamasından sonra kısmen felç oldu. Zaten ilaç için para ödemeye borçlu olan aileden oğlunun öğrenim ücretlerini karşılayamayacağından korkuyordu.

Oğlunun başarısını kutlamak için eve giderken, Zhang Jiasheng, pestisiti yutarak kendisini öldürdü.

Zhang'ın davası çok aşırı. Ancak Doğu Asya aileleri, çocuklarına mümkün olan en iyi eğitimi sağlamak için paralarının çoğunu harcıyorlar.

Güney Kore ve Çin gibi gelişmekte olan ülkelerde daha zengin olan Asya ülkelerinde "eğitim ateşi" aileleri, bazen dramatik olanları, faturaları karşılayacak seçimler yapmaya zorluyor.

Çocuklarını yurt dışına çalışmaya göndermeleri için para toplamak amacıyla evlerini satan aileler var.

'Aşırı harcama'
Avustralya Ulusal Üniversitesi’nde antropolog olan Andrew Kipnis ve Çin’deki yoğun eğitim arzusu konusundaki yeni bir kitabın yazarı, eğitime harcanan miktarın “aşırı” olduğunu söylüyor.

“Yakalanmayacağınızı bilseniz işleyeceğiniz ilk suç ne olurdu?” diye soruyor radyodaki ses, bundan tam 24 sene önce. Annem ve komşularımızla birlikte otobüsteyiz, okulun son günü. İlk karnemi almışım ve mutluluğumun tarifi yok. Okumayı söktüğüm ve türlü türlü şarkılar öğrendiğim tatlı bir sene geride kalmış. Diğer senelerden de umutluyum dolayısıyla. Arkamda komşumuzun 13 yaşındaki oğlunun radyodaki soruya verdiği “ateş” püsküren cevap bir anda mutlu hayallerimi orta yerinden bıçak gibi kesiyor; “Yakalanmayacağımı garanti etseler o okulu yakardım ve gitmek zorunda kalmazdım bir daha.” Komşular arasında herkesin birbirine parmakla gösterdiği ve ülkedeki en iyi okullardan birisini kazanmış bir çocuk neden böyle bir cevap verir hiç anlamıyorum. “Oysa ben de onun gibi olacaktım. Benim şimdiden özlediğim bir yer onu nasıl böyle mutsuz edebilir ki?” diye düşünüyorum. Seneler sonra lise ve üniversite sınavlarının stres dolu süreçlerinden geçerken bu öfkenin mutsuzluğa dönüştüğü cevap aklıma geliyor. Tam anlamıyla hak vermesem de artık onu anlıyorum.

Belki de mutlu ve şevkli bir eğitim yaşamını nasıl inşa edebileceğimiz sorusu gündeme geldiğinde bize ışık tutan örnekler yalnızca İskandinav ülkelerinin parmak ısırtan sistemleri olmak zorunda değildir. Dengeli bir sınır çizebilmek için öğrencilerin mutsuz olduğu örnekleri iyi analiz etmek de fikir verici olabilir.

Bu noktada akademik başarı skalasında her geçen gün yükseklere çıkan, fakat öğrencilerin ve ailelerinin ağır psikolojik bedeller ödediği Doğu Asya ülkelerine bakabiliriz. 
Su götürmez bir gerçeklik şu ki, Kore, Çin, Tayvan, Hong Kong gibi ülkeler muasır medeniyetler seviyesinin formülünün eğitimden geçtiğini net bir şekilde kavramışlar. Fakat  bu ülkelerdeki “eğitim” anlayışı, genellikle öğrenme sürecini sınıfa indirgeme yolunu seçiyor ve bu da antropolog Andrew Kipnis’in dediği gibi okullarda geçirilen zamanın aşırı bir noktaya gelmesine sebebiyet veriyor. Hatta sağlık harcamalarını dahi erteleyip çocuğunun eğitimini önceleyen Doğu Asyalı ebeveynlerin ve tüm yaşantılarını okula endeksleyen öğrencilerin içinden geçtiği bu durumu ifade etmek için kullanılan  terminolojik bir ismi bile var; “Education Fever” yani Eğitim Ateşi. Bu terim türetilene dek farklı isimler almış esasında; eğitim coşkusu, eğitim şevki vb.  Her ne kadar önceki deyişler olumlu bir durumu işaret etse de, güncel tanımlamadaki ateş kelimesine ihtiyatla yaklaşmak önemli, çünkü bu sözcük İngilizce’de vücut ısısının normalden yüksek olması durumunda kullanılıyor. Dolayısıyla söz konusu kelime, eğitime duyulan tutku, istek, arzu gibi bir durumun ifadesi olmaktan ziyade sağlık için kontrol altında tutulması gereken bir ateş gibi yorumlanmaya müsait gözüküyor. 

Ayrıca bu ateş yalnızca öğrencilere yönelik mutluluk araştırmalarında olumsuz sonuçlara sebebiyet vermekle kalmıyor aynı zamanda ebeveynlerin cebini de yakıyor. 2012 yılındaki bir araştırma Çin’deki kişi başına düşen yıllık gelirin beş yıl içinde yüzde 63.3 arttığını, ancak eğitim harcamalarının neredeyse yüzde 94 arttığını ortaya koyuyor. Benzer şekilde Samsung Ekonomi Araştırması Enstitüsü’nün verileri de, Kore’deki ailelerin gelirlerinin yüzde 70’ini eğitimde kullandığı bulgusuna ulaşmış durumda. Şu zamana dek “eğitim ateşi” uzmanlar tarafından ekonomik büyümenin ve gelişen eğitim performansının anahtarı olarak nitelendirilse de, son dönemde pozitif psikoloji alanında yapılmaya başlanan araştırmalar olayın “iyi ruh hali” boyutundaki sonuçların çok da olumlu seyretmediğini ortaya koyuyor. Hal böyle olunca elde kalanlar akademi odaklı toplum, okul kazanma merkezli eğitim, rekabetçilik ve öğrencilerin deyimiyle; “yaşanmamış bir çocukluk” oluyor. 

Aslında çok da uzaklara gitmeye gerek yok; aynı en başta bahsettiğim anıda olduğu gibi ülkemizde de lise ve üniversite giriş sınavlarında benzer bir film seyrediliyor. Fakat günün 16 saatini okulda geçirmekte behis görmeyen Asya ülkelerinin eğitim anlayışı bize diğer bir uç anlayışı sunuyor. Bu noktada farklı ülkelerin eğitim yaklaşımlarındaki başarılardan ilham alacağımız kadar, hatalarından ders çıkarmak da önemli duruyor. 

Kuşkusuz ki hiçbir ekonomik muvaffakiyet ve eğitim başarısı bedelsiz gelmiyor. Yalnızca ne ile değiş tokuş yaptığımızı bilerek ve farkındalıkla ilerlemek gerekiyor. Zira eğitim ateşi kontrol altına alınamaz bir hal aldığında, bazı yanlışlardan geri dönmek ve süreci dengelemek için geç kalınabilir. Sözün özü her mevzuda olduğu gibi burada da ortayı bulmak ve Jung’un dediği gibi karşıtlıklar arasında denge kurmayı amaç haline getirmek kıymetli olabilir; radyodaki soruya çocuk muzurluğunda ve barışcıl cevaplar verebilecek bir nesil inşa edebilmek için.

Aydan Bayır-Toper

Referanslar

1- https://www.bbc.com/news/business-24537487

2- Education Fever and Happiness in Korean Higher Education, Jeong-Kyu Lee (2017)

(https://files.eric.ed.gov/fulltext/ED574875.pdf)

3- https://www.youtube.com/watch?v=lGkpd1P3EF8

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol