Anaokulu, Doğal olarak

“Haydi dereye! Dereye!” Üç küçük kız Fince bağırarak ormanda koşturuyorlar. Birkaç dakika sonra diğer anaokulu öğrencileri de eğrelti otlarıyla kaplı dere kenarında onlara katılıyor. Öğretmenleri Kaija Pelo’yla bir tepede durup, aşağıda oynayan çocukları izliyoruz. Beyzbol şapkalı iki oğlan ellerindeki dalları dereye sokarken, Pelo onların “balık tuttuğunu” söylüyor. Bu sırada bazı çocuklar, doğal bir köprü vazifesi gören devrilmiş bir çam ağacının üzerinden çayın diğer tarafına geçiyorlar. Bununla birlikte çocukların çoğu sadece çayın kenarında dolanıyormuş gibi görünüyorlar.

Orman, beş altı yaşlarındaki bu çocuklar için, zamanlarının yüzde seksenine yakınını geçirdikleri sınıfları demek.

Bu on dört kişilik çocuk grubu, haftanın dört günü, Finlandiya’daki günlük anaokulu ders saati kadar, yani 08.30-12.30 arası, deneyimli öğretmenleri ve iki sınıf yardımcısıyla birlikte dışarıdalar. Bu tarz anaokulları on yıllardır Avrupa’da oldukça revaçta.

Ufak tefek bir kız olan Eeni, “Hadi Timmy!” diyerek, onunla iki arkadaşının peşinden dere kenarına inmem için bana el salladı. Peşlerine düştüm.

Çayın diğer tarafına geçtikten sonra üç ufak kız beni devrilmiş çam ağacının diğer taraftaki köklerine götürdüler, köklerin arasında, define oyunu için saklanmış bir kutu vardı. Daha sonra dere kenarındaki tepede, dereye paralel bir şekilde yürüyerek, görece daha eğimsiz ve küçük su birikintilerinin olduğu bir alana geldik. O üç çocuğun bu su birikintilerinde bentler kurup yıkarak en az bir saat daha oyalanabileceklerini fark etmiştim ama onlar bana turumuzdaki bir sonraki şeyi, büyük bir hendeği göstermenin heyecanı içindeydiler.

Peşimden gelen öğretmenleri, çocukların sayarak hendeğe atlamalarına izin verdi. Çocuklar, “Bir, iki, üç, dört!” diyerek hendeğe atlarken ben de onlara katıldım. Öğretmenleri Pelo, bu deneyimin kendisiyle iki yardımcısının anaokulu öğrencilerine ormanda öğretmek istedikleri şeylere bir örnek olduğunu söyledi. Pelo, bu yaklaşımı, öğrencilerin akademik bir içerik öğrendiklerinin farkına varmadıkları bir “saklı” öğrenme olarak tarif etti. Bu Finli eğitmenler, çocukların ormanda değişik uzunluklarda sopalar bulmalarını ve bu sopaları kısadan uzuna doğru sıralamalarını ya da çevrelerindeki doğal malzemeden harfler oluşturup mantarları saymalarını isteyebiliyorlar.

Daha birkaç hafta önce açılan bu anaokulunda düzenli rutinler hâlâ gelişme aşamasında ama ben yine de okuldaki günlük programı merak ettim. Pelo, öğrencilere kendi ilgi alanlarına göre hareket etme serbestisi tanıdıkları için bunun gününe göre değiştiğini söyledi. Okulda her çocuğun ormanda iki saat serbest oyun vakti bulunuyor ve yemek için ayrı bir saat ayrılıyor. Pelo, çocukların ellerinin altında oyuncak ya da elektronik eşyalar bulunmamasına rağmen hiçbirinin ormanda sıkıldıklarını duymadığını belirtiyor. “Ama kış gelince göreceğiz” diye ekliyor sonra. Avrupa’daki diğer orman anaokulları gibi onlar da hava koşulları ne olursa olsun çocukları dışarı çıkarmayı planlıyor.

Okulu ziyaretim boyunca gözlerim hep “sıkılmış bir öğrenci” aradı ve yaklaşık bir saat kadar sonra nihayet onu bulduğumu düşündüm. Uzun boylu sarışın bir oğlan bir ağacın gövdesine yaslanarak çömelmiş, dalgın bakışlarla etrafına bakıyordu. Daha doğrusu bakışlarını dereye dikmiş, onun çağıltısını dinliyordu. Bir iki dakika sonra doğruldu ve akarsuyun karşısına geçti. Oğlanın sıkılmadığını anladım, sadece dinleniyordu.
Çocuklar her sabah, yüz metre kadar yürüyüş yaparak Batı Puijo Anaokulu’ndan ormanlık alana geliyorlar. Burada, bir örnek kırmızı sırt çantalarını bir çam ağacının dibine bıraktıktan sonra halka oluyorlar ve birbirlerinin isimlerini heceleyerek birbirlerini selamlıyorlar. “Ju-ho! Lau-ri! I-o-na!” Daha sonra Pelo, haftanın günlerini eğlenceli bir şarkıyla söylüyor, bu sırada her bir gün için farklı bir vücut hareketi yapıyorlar. Şarkı bitince Pelo, çocuklara o günün hangi gün olduğunu soruyor. Böyle bir rutini Finlandiya’daki ya da Amerika’daki herhangi bir anaokulunda da görmek mümkün olabilir. Ancak bu sabah ritüelinin ormanda yapılması bende ayrı bir merak uyandırmıştı: Acaba dışarıda olmanın çocuklar için özellikle faydası bulunuyor mu?
Doğadaki Son Çocuk kitabının yazarı ve Children and Nature Network isimli kâr amacı gütmeyen kuruluşun kurucusu Richard Louv, “Araştırmalar, doğada zaman geçirmenin pek çok çocuğun bir şeyler öğrenebileceklerine dair kendilerine güven duymalarını sağlayabileceğini, DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) belirtilerini azaltabileceğini, çocukları sakinleştirip odaklanmalarına yardımcı olabileceğini güçlü bir şekilde gösteriyor” diyor. “Doğal oyun alanlarının zorbalığı da azaltabileceğini gösteren bazı göstergeler bulunuyor. Dışarıda olmak çocuklardaki obeziteyi ve aşırı kiloyu kontrol ettiği gibi, başka fiziksel ve psikolojik faydalar da sağlayabiliyor.”
Louv ayrıca, gelişmiş bilişsel işlevlerin yıllardır doğa temelli öğrenmeyle ilişkilendirildiğini belirterek buna örnek olarak yeni yayınlanan bir araştırmayı örnek gösteriyor. Massachusetts’de 900 devlet ilkokulunda yapılan altı yıllık bir araştırmayı gösteriyor. Bu araştırmada, araştırmacılar okulun bahar aylarında daha fazla yeşil olmasıyla öğrencilerin okul çapında İngilizce ve matematik sınavlarında gösterdikleri performans arasında ilişki olduğunu ortaya koydular.
Louv’a göre, doğada zaman geçirmek çocuklar için “her şeyin devası” olmasa da, orman anaokulları “özellikler kontrolleri dışındaki koşullar yüzünden stres altında olan çocuklar için çok faydalı olabilir.”
Finlandiya’daki bu orman anaokulunda geçirdiğim bir buçuk saat sonunda büyülü bir şeyle karşı karşıya olduğumu anlamıştım ama böyle bir uygulamanın Amerika’da uygulanmasının çok zor olduğunu düşünüyordum.
Yine de merak etmekten kendimi alamadım: Orman anaokulu kavramını, Finlandiya’nın tersine, standartlar ve kıstasların bulunduğu Amerika’daki bir devlet okuluna getirmek acaba nasıl bir şey olurdu?
* * *
2013 baharında Eliza Minnucci, Vermont’daki Ottauquechee Okulu’nda anaokulu öğretmeniydi. Bir gün okul müdürünün davetiyle okul çalışanları, İsviçre’deki bir orman anaokulu hakkında çekilmiş School’s Out belgeselini izlemek için toplandılar. Belgesel bittiğinde Minnucci, “Gözümü kırpmadan yaparım bunu!” diye atıldı. Söylediği, müdürünün dikkatini çekmişti.
Birkaç gün sonra Minnucci okul müdürüyle bir araya gelerek, “Cuma Ormanı” adında birfikir geliştirdi. Buna göre haftanın bir günü, anaokulu öğrencilerini ormana götürecek ve çocuklar bütün günü ormanda geçirecekti. Minnucci, orman anaokulları konusunda onunla aynı heyacanı paylaşan meslektaşı Meghan Teachout’la bir ekip oluşturdu ve böylece 2013 sonbaharında Cuma Ormanı başlamış oldu.
Minnucci’yle Teachout’un o zamandan beri süren çabalarının da etkisiyle, New England’daki eğitimciler arasında bir hareket başladı. Minnucci, daha yakınlarda ondan fazla okulun Cuma Ormanı’na benzer uygulamalar başlattığını ifade ediyor. Minnucci ve Teachout, New England’daki Antioch Üniversitesi’nde yirmi öğretmene yıl boyunca doğa temelli eğitim konusunda ders verdiler. Her ikisi de Ottauquechee Okulu’nda iki anaokulu sınıfının haftada bir günü ormanda geçirmesine yardımcı olmak üzere orman öğretmeni olarak çalışıyor ve konuyla ilgilenen, dünyanın dört bir yanında öğretmenlere tavsiyelerde bulundukları  ForestKinder isimli web sitesini yönetiyorlar.
Ottauquechee Okulu’ndaki bir orman gününde anasınıfı öğretmeniyle orman öğretmeni derse önce içeride başlıyor. Genellikle tahtada “Ağaçlardan ne elde ederiz?” gibi bir “odaklanma sorusu” oluyor ve öğrenciler bir süre ormanda bulmak istedikleri şeyleri anlatıyorlar. Öğretmenler ve çocuklar dışarı çıkmadan önce, o günkü hava durumuna göre ne giymeleri gerektiğini hakkında konuşuyorlar ve hep birlikte giyiniyorlar.
Kısa bir yürüyüşle ormandaki dersliklerine vardıklarında öğrenciler kendi “oturma noktalarına” gidiyor, burada beş ilâ on beş dakika arası kalıp, kendi orman alanlarını gözlemliyorlar. Bu süre içinde anaokulu öğrencileri isterlerse “peri evleri” yapıyor, isterlerse sopaları kullanarak kütükler üzerinde yavaşça ritim tutuyor. Daha sonra öğretmenleri onları yanına çağırıyor ve öğrenciler hissettikleri kadarıyla hava sıcaklığını tahmin etmeye çalışıyorlar. Daha sonra öğrencilerin bir saat kadar serbest oyun zamanı oluyor. Minnucci ve Teachout, öğrencilerin bir şeyler inşa ettiği, problem çözdüğü, ince ve kaba motor becerilerini geliştiren pek çok fiziksel etkinlikte bulunduğu bu yapılandırılmamış zamanın son derece faydalı olduğunu belirtiyor.
Bir şeyler atıştırdıktan sonra çocuklar, ormandaki öğrenme istasyonları için iki gruba ayrılıyorlar. Sınıf öğretmenleri çocukları matematik dersi ya da ölçü aralarıyla ilgili bir etkinlik için yönlendirirken diğer öğretmen çocukların, sopalardan harfler oluşturmak gibi şeyler yapmasını sağlıyor. Teachout, buradaki yol gösterici bakış açısının, öğretmenlerin içeride yaptıkları şeyi dışarıya taşımaları olduğunu söylüyor.
Öğretmenlerin yönlendirdiği istasyonlardaki etkinliklerden sonra yemek vakti geliyor. Çocukların serbest oyun zamanında öğretmenler ve bazen onlara gönüllü olarak yardım eden veliler bir kamp ateşi yakarak yahni, pancake ya da bir dal parçasına hamur sarılarak yapılan “sopa ekmeği” gibi yiyecekler hazırlıyorlar. Yemekten sonra temizlik yapılıp, kamp ateşi suyla söndürülürken çocuklar oyun oynamak için biraz daha vakit bulmuş oluyor. Sonra hep birlikte okula dönülüyor.
Minnucci, Orman Anaokulu gibi bir uygulamanın bazı çocuklarda çok büyük farklar yarattığını söylüyor. Örneğin, sınıfında daha önce gün ortasında hayallere dalan ve hayale daldığını fark ettiği anda, daha önceki öğretmeninin ona öğrettiği stratejiye göre Minnucci’yle yoğun bir göz teması kurmaya çalışan bir çocuğun ormana gitmeye başlayınca okulu da sevmeye başladığını, kendisine güveninin yerine geldiğini söylüyor. Annesinin Minnucci’ye anlattığına göre çocuk, Cuma Ormanı’ndan önceki gece heyecanla kıyafetlerini hazırlayıp öyle yatıyor artık.
Cuma Ormanı gibi bir uygulamayı oluşturmak için neler gerekiyor? Teachout ve Minnucci’nin listesinde şunlar bulunuyor: Çok iyi bir yönetici, çok iyi çalışma arkadaşları ve mümkünse yürüme mesafesinde ormanlık bir alan. Minnucci ufaktan başlamanın çok önemli olduğunu da belirtti.
Louv’a, öğretmenlere neler önerebileceğini sorduğumda, pek çoğu yeni kitabı Vitamin N‘de de yer alan bazı fikirler sundu: Duyuları harekete geçirecek bir bahçe oluşturun, öğrencileri yarım saat dışarı çıkarıp ormanlık alandaki deneyimlerini anlattırın, dışarıda bir define avı düzenleyin ya da yine dışarıda serbest okuma etkinliği yapın.
Louv, Georgia’da ziyaret ettiği ve çocukların günlerinin üçte birini dışarıda geçirdikleri bir devlet ilkokulunda, çoğu düşük gelirli ailelerden gelen öğrencilerin bölgedeki diğer okullardaki öğrencilere göre akademik açıdan daha fazla geliştiklerini belirtti.
Louv öğrencileri doğaya çıkarmanın yaratıcı yollarını bulan Minnucci ve Teachout gibi cesur eğitimcilerin hakkını teslim ediyor. Öte yandan, çocukların doğayla düzenli olarak ilişki kurması sadece eğitimcilerin ve okulların sorumluluğunda değil. Louv, “Ebeveynler, politikacılar ve bütün toplum bu konuda birlikte çalışmalı” diyor.
Louv, 2005’te yayınlanan Doğadaki Son Çocuk kitabında, çocuklarla doğa arasında giderek derinleşen uçurumun altını çizmek için, artık popüler bir terim olan “doğa yoksunluğu” ifadesini ortaya atmıştı. Bugünlerde ise Louv, çocukların doğaya duyduğu ihtiyacın son on yılda daha da arttığını ve “yeni bir doğa hareketi” dediği “eylem hâline” bir an önce geçilmesi gerektiğini düşünüyor.
 

Kaynak: http://www.theatlantic.com/education/archive/2016/09/kindergarten-naturally/500138/

Anahtar Kelimeler:
anaokulu doğal olarak

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14