OKUL MÜDÜRÜ ŞOFÖRLERİ İNSAN YERİNE KOYUNCA

OKUL MÜDÜRÜ ŞOFÖRLERİ İNSAN YERİNE KOYUNCA -I
Hocam dün yaşadığım bir olayı sizinle paylaşmak istedim, diye başlıyor mektup. Kendisi Güney Doğu Anadolu’nun bir köyünde Ortaokul Müdürü. Değerli bir eğitimci olmanın ötesinde takdir ettiğim bir şahsiyet. Şöyle devam ediyor;
***
“Dün, yani 24 Kasım 2020 tarihinde, tam 17 yıl önce birlikte çalıştığımız bir servis şoförü, telefona benimle yüz yüze görüşmek istediğini belirtti. Kendisini çalıştığım okula davet ettim. Bir saat sonra köylü mahcubiyetiyle elinde öğretmenler günü için almış olduğu küçük bir hediyesini takdim ederek içeriye girdi. Birlikte  17 yıl önce çalıştığımız kişiden eser kalmamış... 
O heyecan ve sevgi dolu insan, önce birkaç hastalıkla mücadele etmiş, ardından saçları beyazlatmış. Yaşından daha yaşlı gösteriyor haliyle... Hala o işi yapıyormuş. Öğrenci taşıma servis şoförü.
Olağanüstü bir insandı. Zamanında okula gidememiş. Kendi kendine okuma yazma öğrenmiş. İşine olan sadakati takdire şayandı. Sekiz yıllık kesintisiz eğitimin başladığı ilk yıllarda okul şartları ve yollar çok bozuktu. Yağmur düştüğünde yollar çamurdan geçilmez, servisler bir iki ders saati geç gelebilirdi okula. Ama o, bir gün olsun öğrencileri okula geç getirmedi o köy şartlarında. Olabilecek tüm şartları düşünür, erkenden yola çıkar her türlü tedbiri alır ve öğrencileri güvenle okula yetiştirirdi. Her öğrenciyi kendi öz çocuğu gibi sever ve değer verirdi. Bir kez olsun öğrencilerden hakkında bir tek şikâyet gelmedi okul idaresine. Olağanüstü çalışma ve gayreti karşısında, bu yağız Anadolu delikanlısına yıl sonunda teşekkür belgesi ve hediye vermiştim. İşte o bu nedenle bana ilk sözü şu oldu: “Hocam, bana verdiğiniz o teşekkür belgesini hala saklıyorum.”  
​Onunla beraber diğer iki servis şoförümüze de teşekkür belgesi verdim. İlginçtir bu teşekkür belgesinden sonra çalıştığım beş yıl boyunca o köy okulunda servis şoförleriyle hiçbir sorun yaşamadım. Okula ve öğretmene o kadar saygılıydılar ki anlatamam. Servis şoförlerimizden biri, hediye ve belgesini alırken öğrencilerden bir alkış tufanı kopmuştu. O şalvarlı yüreği güzel köylü abimiz bu manzara karşısında minik bir çocuk gibi ağlamıştı. Kendisini teselli etmek için ona sarıldım; birlikte ağladık. Bana ömrüm boyunca unutamadığım şu sözleri söylemişti: “Hocam ömrüm boyunca hiç kimse bana ne bir hediye verdi ne de bir teşekkür etti. Hep ezildim. Ben bu okula başladıktan sonra kendimi de sizin bir öğrenciniz olarak görüyorum. 55 yaşında bir öğrencinizim artık lütfen kabul edin.” Bu abimizin itirafını unutmam mümkün olmadı. Belki yetişme tarzı belki kişisel sorunuydu. Ne hediye almış ne de takdir edilmişti. Toplumda bunun gibi binlerce insan var ne yazık ki...”
***
Değerli okurlarım mektup uzun, devam ediyor. Sosyal medya için çok uzun olduğu için yarın devam etmek isterim. Eski günlerdeki gibi, arkası yarın...

Selamlar

Alıntı

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol