ÖĞRETMEK BİR SANATTIR

Makalemin konusu Zonguldak’ta bir sürücü kursunda geçmektedir. Ersin adındaki bir sürücü adayı, sürücü kursuna kayıt yaptırmış. Kurs hocası Ersin’e fren ve debriyajı öğrettikten sonra frenden ve debriyajdan ayağın nasıl kaldırılacağını göstermiş. Ersin, direksiyon eğitimi esnasında sık sık otomobili stop ettirmiş. Ersin ile hoca arasında sıkıntılı saatler yaşanmış. Trafiğin tam ortasında otomobilin stop etmesi, Ersin’in otomobili çalıştıramaması, arkadan sürekli çalan kornalar, Ersin’in kaygı ve korkusunu daha da arttırmış. Ersin, öz güvenini kaybetmiş. Otomobil süremeyeceğine inanmaya başlamış. Bu yüzden sürekli başka hatalar da yapmış. Ersin’in otomobili süremeyeceği, sınavda başarısız olacağı kurs hocası tarafından da sürekli dile getirilmiş. Kurs hocası grip olmuş ve iki gün rapor alıp işe gelmemiş. Ersin, başka bir kurs hocası ile çalışmaya başlamış. Ersin klasik davranışları sergileyip arabayı sürekli stop ettirmiş. Yeni kurs hocası, sürücü adayına neden ayağını fren ve debriyaj pedalından kaldırıyorsun, neden ayağını hızlıca gaz pedalına basıyorsun? Sorularını sormuş. Ersin: Daha önceki kurs hocasının pedallardan ayaklarını çekerek basması gerektiğini öğrettiğini, bu yüzden de sürekli otomobili stop ettirdiğini anlatmış. Yeni kurs hocası, ayak topuklarını zemine koy, topuklar sabit kalsın, parmak uçlarının bulunduğu yerleri fren, debriyaj ve gaz pedalı arasında senkronize ve yumuşak bir şekilde hareket ettirmesini öğretmiş. Ersin, o günden sonra otomobili kullanmayı öğrenmiş ve direksiyon sınavında başarılı olup ehliyetini almış.

Ersin, ilk kurs hocası ile çalışırken neden başarısız oldu? Sorun Ersin de mi yoksa öğreticide miydi? Bu örnek olay incelendiğinde, ilk kurs hocasının alan bilgisinin yeterli olmadığı görülmektedir. Pedala nasıl basılacağını bilmemektedir. Ayrıca yanlış bildiği tekniği öğretirken de yanlış yöntem takip etmektedir. Birçok öğretmenin sorunu da bunun gibidir. Alanı iyi bilmek, öğretmenlik mesleğinde doğru bir başlangıçtır. Yeterli alan bilgisinden sonra nasıl öğretileceğini bilmek pedagojik formasyondur. Bunları öğretirken dikkat çekmek, motive etmek, öğretileni hayatla ilişkilendirmek için yeterli genel kültüre ve entelektüel rezerve sahip olmak, başarılı öğretmenlik için önemlidir.

Üniversitede 2008 yılında istatistik dersine girdiğimde, öğrenciler daha önce aldıkları bir derste SPSS (Statistical Packet for Social Sciences) kullanmayı öğrenmişlerdi. Derse başladığımda, veri tabanı oluşturmayı bilmediklerini, korelasyonun kelime anlamının ilişki olduğundan haberdar olmadıklarını, bağımlı-bağımsız değişken, sürekli-süreksiz değişken konusunda bihaber olduklarını fark ettim. Konuyu irdelediğimde, hocanın powerpoint kullanarak dersi anlattığını, uygulama yaptırmadığını saptadım. Ogün derse araştırma teknikleri dersinin konularını işleyerek başladık. Daha sonra anket ve ölçek hazırlama, demografik bilgiler, tez adı yazma, amaç, alt amaç yazma konularını uygulamalı işledik. Öğrenciler ders bitiminde birbirleriyle şakalaşıyorlardı. Örneğin, kırmızı ete gelen zamla beyaz et tüketimi arasında ilişki var mıdır? Kırmızı et bağımsız değişken unutma ha… Alan eğitimlerinde kavram bilgisi, alana ilişkin terimlerin öğretilmesi, öğretilen bilginin hayata transfer edilmesi gerekir. Bu şekilde tam öğrenme sağlanabilir.

Türkiye’de yapılan ulusal ve uluslararası sınavlarda öğrencilerin matematik başarıları oldukça düşüktür ve pek çok öğrenci matematikten sıfır çekmektedir. Sorun öğrenciler de mi yoksa öğretmenlerde mi? Ya da programda mı? Bu konuda işini iyi yapan tüm matematik öğretmenlerini tenzih ederim ancak sorunun bir kısmı öğretmenlerden kaynaklanmaktadır. Örneğin, 5x+5=25 denklemini çözelim. Öğretmen öncelikle denklemi okumayı öğretmesi gerekir. X bilinmeyendir. Bilinmeyen bir sayı 5 ile çarpılmakta sonuçta bilinmeyen bir sayı ortaya çıkmaktadır. Bilinmeyen bu sayıya 5 eklendiğinde sonuç 25 etmektedir. Bizden x sayısının kaç olduğunu bulmamız istenmektedir. Bu denklemin problemini birlikte yazalım. Problem: Hangi sayının 5 katının 5 fazlası 25 eder? Bazı kurallarımız var. Trafikte nasıl kırmızıda durup, sarıda bekleyip yeşilde geçiyorsak, bu denklemi de çözmek için benzeri kuralları bilmemiz gerekir. Eşittir, mahalle bakkalınızın terazisinin ortası olsun. Terazinin sol kefesinde 5x+5 sağ kefesinde 25 sayısı var. Eşitliğin sol tarafı bizim köy, sağ tarafı sizin köy olsun. Bizim köyde sizin köylülerin akrabaları sizin köyde de bizim köyde yaşayan kişilerin akrabası olsun. İki köy arasında herkes akrabasını alacak antlaşması yapılsın. Bizim köyde yaşayan ve olumlu (pozitif) olan kişiler, diğer köye giderlerse haklarında olumsuz (negatif), bizim köyde olumsuz (negatif) dediğimiz kişiler diğer köye giderse, onlar hakkında olumlu (pozitif) konuşuyoruz. Başka bir anlatımla, eşitliğin diğer tarafında artı eksi, eksi de artı olarak geçiyor. 5x bizim köyde kaldı 5 sayısı 25 ile akraba olduğu için onun yanına gitti. +5 idi bizim köyden diğer köye gittiği için -5 oldu. 5x=25-5 5x=20 20/5= 4. Şimdi sağlamasını yapalım. 5.4+5=25 Haydi şimdi anlatalım. Herkes anladığı şekilde not alsın. Benzer işlemler yapıp pekiştirelim. İşlemleri siz yazın. Hayata transfer edelim. Bununla ilgili problemler çözelim.

1994 yılında ilk bilgisayar eğitimine katıldım. O zamanlar maus yoktu. Kurs hocası ctrl +a ctrl+c ve ctrl+v gibi pek çok bilgisayar komutunu ezberletiyordu. Bu anlamsız komutları ezberlemek istemeyenler kursu bıraktı. Ben de çok zorlanmama rağmen kursu bırakmadım. Israrla komutları ezberledim fakat sık sık da birbirine karıştırdım. Daha sonra maus çıktı, komutları ezberlemenin hiçbir avantajı kalmadı. Gazi Üniversitesine araştırma görevlisi olarak geçtiğim yıllarda dört bilgisayar laboratuvarında, bilgisayar dersi bana verildi. Öğrencilere komutları gösterirken ctrl+all, ctrl+copy ve ctrl+vaste komutlarını öğreterek başladım. İngilizce kavramların ilk harflerini gösterdim. Ezberlemeden komut öğrendiler. Bu beceriyi deneyimle öğrenmiştim. Keşke kurs hocası, biraz zahmet edip açılımlarını öğretmiş olsaydı, pek çok arkadaşımız bilgisayar öğrenmekten vazgeçer miydi?

Lise yıllarımda paraşütçülük kursuna gitmiştim. Orada değişik komutları ezberletip “Beş Nokta Taklası” atmayı öğrettiler. Bu takla paraşütle yere çarpma esnasında meydana gelebilecek kırılmaları önlemeye yönelikti. Örneğin, 250 kg’lik kuvveti beş noktaya dağıtıyordu. Her nokta 50 kiloluk güç aldığı için kırılmadan kuvveti etkisiz hale getirebiliyordu. Beş nokta; taban, baldır, kalça, omuz ve ters omuzdan oluşuyordu. Bu süreçte pek çok arkadaşımız kolunu, bileğini ve kaval kemiğini kırdı. Sorun öğretim sürecinden kaynaklanıyordu. Kursiyerler, beş nokta taklasını niçin attıklarını, beş noktaya çarpmayla oluşan kuvveti dağıtmanın faydasını bilmiyordu. Eğitimde yapılan sadece zeminde yaklaşık 2000 defa takla atmaktı. Bu takla atmalar belirli aşamadan sonra psikomotor beceri haline dönüşmesine rağmen, paraşütle atlarken korkan ya da heyecanlanan kursiyerlere hiçbir anlam ifade etmiyordu. Eğer eğitim sürecinde beş nokta taklasının niçin atıldığı, atılmazsa olabilecek olası sonuçların neler olduğu anlatılmış, dikkat çekilmiş olsaydı, kazalar yaşanır mıydı?

Sonuç olarak öğretme bir sanattır. Herkes doğru öğretim yöntemiyle nasıl öğretileceğini öğrenebilir, doğru yöntemle öğrendiği doğru bilgiyle öğretebilir. İyi öğretebilmek için öncelikle insan sevgisine sahip olmak, bir şeyler öğretmekten mutlu olmak, hoşgörülü, pozitif, öfke yönetimi ve empati konusunda becerikli olmak gerekir. İyi ve doğru öğretmenin yolu, bana bu bilgi öğretilmeye çalışılsaydı ya da ben öğrenmek isteseydim, nasıl öğretilmesini isterdim? sorusuna cevap aramakla başlar. Hedef kitleyi, öğrenciyi tanımadan, alanı bilmeden, nasıl öğretileceğini öğrenmeden öğretmek, çoğu zaman imkânsızdır. Ön koşullu öğrenmeler olmadan, yeterli ve doğru materyalleri geliştirmeden, öğrenciyi motive etmeden öğretmeye çalışmak, meşhur Türk Atasözüne göre: “Havanda su dövmektir.” Bazı okullarda yapılan doğrudan doğruya budur.

Meşhur diğer bir Türk atasözüne göre: “Tutkal tavında yapışır.” Öncelikle hedef kitleyi, öğrenmeye istekli hale getirmekle işe başlanmalıdır. Öğrenmeye istekli hale getirmek için güdülemek önemlidir. Güdülenen bireyleri hedeften haberdar etmek, bu konuyu öğrendiğinde ne gibi kazanımları olacağını belirtmek gerekir. Ön koşullu öğrenmeleri sunmak, gerekli alıştırmaları yapmak, daha sonra en iyi yöntemle en uygun materyalle sunuyu yapmak, püf noktaları açıklamak, pekiştirmek, transfer edip hayatla ilişkilendirmek öğrenmeyi üst düzeye çıkarır. Unutmayalım ki, öğretmek bir sanattır. Öğrenme sürecinin etkililiği, öğretene, öğrenene ve yaratılan ortak etkiye bağlıdır. Bireysel farklılıklar bu süreçte önemli rol oynar. Etkili öğretmenler; öğretme sürecinde durumsal faktörleri ve bireysel özellikleri dikkate alan, bu faktörlere dayalı olarak öğretme sürecini işe koşan kişilerdir.
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13