Cam Tavan Sendromu - Öğrenilmiş Çaresizlik

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görür.Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır ama başlarını tavandaki cama çarparak düşer. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çeker. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir.

Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı “hayat dersi”ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar. "Çünkü engel artık zihinlerindedir". Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel varlığını sürdürmektedir. Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini gösterir. Buna “cam tavan sendromu” denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.

Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir. Yapabileceğin, yapabileceğini düşündüğün kadardır.

Kaynak: Mümin Sekman , Herşey Seninle Başlar

***

- YAPÇAKBİŞEYYOKHOCAM

İnsanların olumsuz deneyimleri sonucu edindikleri, aynı olumsuz deneyimi yeniden yaşamamaya yönelik "kaçınma" olarak adlandırabileceğimiz, korkuları vardır.

Birbiriyle ilgisi yokmuş gibi görünen korkular; iyi incelenince insandaki aynı ya da benzeri olumsuz deneyimlerden kaynaklanırlar.

Aynı nedenle, aynı korku verici sonuçları yaşamak istemeyen insan; bu korku ile kendine çareler arar. Farklı yöntemler dener ve bir süre sonra çözüm yolu bulamazsa; çaresizlik içinde teslim olur.

Bu durumda; insanların en sık yaptıkları hatalardan biri de;

"aynı şeyleri yapıp, farklı sonuçları beklemeleridir".

Bence buraya kadar her şey doğaldır ta ki teslim olma kararı alınıncaya kadar.

Teslim olmayı reddetmek,ertelemek ya da tam teslimiyet içine girmek biçiminde yaşanabilen teslimiyet; başlı başına üzerinde çalışılması gereken zor bir sorundur.

Zordur ve bu nedenle, ruhsal çöküntü nedenidir.

Zordur ve bu nedenle teslim olmanın da, bilinmesi gereken kuralları vardır.

***

İnsan bedensel, ruhsal ve sosyal açıdan gücü ölçüsünde çözümler, çareler üretebilir.
Nihayetinde sonu olmayan bir enerjiden bahsetmek ise madde dünyasında mümkün değildir.

Hal böyleyken, insanın zorluklar karşısında başvurduğu çareler teker teker başarısız olup, tümünün tükendiğine dair ümitsizlik başlayınca; "koşulsuz ve süresiz çaresizlik duygusu" yavaş yavaş hakim olmaya başlar.

İşte bu duygu, üzerinde çalışılmamış, masaya yatırılmamış, şartları, gerekleri ve süresi tespit edilmemiş bir teslimiyetin sonucudur.

Bu durum; bir kalenin fare deliklerine varana kadar teslim edilmesiyle sonuçlanıp, bir daha da "bu sefer de çare aramayı reddetmek" şekline dönüşür.

Çaresizlik artık öğrenilmekle kalmamış, ezberlenmiştir de !!

Bu duruma "ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK" diyoruz.

***

"Öğrenilmiş çaresizlik" örneklerinden biri de zaten; başka bir çarenin olmadığına artık koşulsuz inanılmış olması ve bu nedenle çare aramanın terk edilmesidir.

Son 12 yıl içinde ülkede en çok tekrar edilen cümlelerden bence ilkidir;

- YAPÇAKBİŞİYOKHOCAM.

- Bu yüzdendir ya bir Tarkan ya da Karamurat bekleyişimiz.
Via: @Ömer Yıldız Yazıları

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14