AĞIR YÜK ALTINDA EZİLEN KÜÇÜK OMUZLAR

Sonunda hayallerim gerçekleşmiş okula başlamıştım. Bir süre sonra erken gelen kış bastırdı. Lambada gaz az olduğu için ödevlerimi okuldan gelir gelmez yapıyordum. Ocağı yakmamak için erkenden yatağa girip ısınmak zorundaydık.

O gün müthiş bir kar fırtınası vardı. Üzerimde eski ince bir elbise . Çorapsız ayağımdaki büyük ayakkabının ayağımdan çıktığını hissetmedim. Ellerim ayaklarım uyuşmaya başladı. Bir adım daha atamaz olmuştum. Okulun bahçesine kadar zar zor gelip oraya yığılmışım.

Gözümü açtığımda sınıfta öğretmenin kucağında yatıyordum, öğretmenim :
«_Korkma çocuğum» derken baktım gözünden yaş akıyor.
Sıcağı görünce her tarafım sızım sızım sızlamaya başladı. Öğretmenim bir ara kayboldu.
Bir süre sonra elleri dolu olarak geldi. Bana kışlık kıyafetler ve en önemlisi kışlık taptaze bir ayakkabı almıştı.
O gün benim bayramımdı..! Allah'ım ne kadar sevinmiştim. Keşke benimde böyle bir babam olsa demiştim. Öğretmenim bunu hissetmiş olacak :
_Üzülme evladım dedi, bende babasız büyüdüm, aç susuz kaldım. Allah yardım etti bak öğretmen oldum. Sende de bu azim ve gayret var, bende sana elimden geldiği kadar yardım edeceğim bu günleri birlikte aşacağız. Okul hayatı öğretmenin ve müdür beyin desteği ile düşe kalka böyle sürdü.

Artık beşinci sınıfa gelmiştim. Annemin hastalığı artmış ilaç ve ekmek derdi içimde yara halini almıştı. Arkadaşlarımın böyle dertleri yoktu. İlaç ve ekmek. Eve gidince yiyecek ekmek ve annemin acılarını dindirecek ilaç. Benim için o kadar önemliydi ki anlatamam.

Öğretmenimin teşvikiyle ayakkabı boyamaya başlamıştım. Acımasız boyacı Zeyrek benim kazancıma ortak oluyorsun diye ölesiye dövmüş, boya sandığımı kırmıştı.
Annemin hastalığı da artmıştı. Okuldan eve gelince annemi ayakta görürsem dünyalar benim olurdu. Çoğu zaman hasta ve yatakta olurdu çünkü.
Önüme koyduğu bir avuç yemeği:
_Oğlum ben yeni yedim, aç değilim diyerek yemez kenara çekilirdi. Eğer yemek artarsa ekmeğini bandırıp yerdi. Ben bu huyunu bildiğim için ne kadar aç olsamda yemek artırırdım. Sabaha kadar aç yatardım, ama bunu anneme söylemezdim. İkimizde birbirimizin açlığını bilirdik ama söylemezdik.
_Neden uyumuyorsun anne? Diye sorardım.
_Hastayım oğlum derdi. (Yıllar sonra annemin uykusuz gecelerinin hepsinin hastalıktan değil açlıktan olduğunu öğrenmiştim.)
Sağolsun öğretmenim bana fırında iş ayarladı. Gece üçte kalkıp evimizin yanındaki fırına gidiyor saat yediye kadar yardım ediyordum. O kış ekmeksiz ve ilaçsız kalmadık.
O sene okul müdürüm emekli olmuş, Fevzi öğretmenimin tayini çıkmıştı. Fevzi öğretmen benim için sanki baba demekti. O gidince babamı kaybetmiş gibi oldum.

İlkokul bitince parasızlıktan orta okula başlayamadım çünkü kasabada ortaokul yoktu. Üç yıl çobanlık yaptıktan sonra Fevzi öğretmenin mektubu bana umut oldu.

ÜMİT DOLU BİR MEKTUP

«Şehre gidin, küçük bir ev bulun. Simit satarsın, ayakkabı boyarsın kirayı ödersin. Okul içinde yöneticiler sana yardım eder. Bunu deneyin, başaracağına inanıyorum.»
Bu fikir bana umut oldu. Annemi zorlayınca :
_Yavrum bende isterim senin okumanı, burada kira vermediğimiz halde geçinemiyoruz. Şehir yerinde ne ederiz?
Nihayet annemi razı edip şehirde toprak ev bulduk. Akşama kadar ayakkabı boyayıp günlük ihtiyacımızı zor karşılıyordum. Okulların açılmasını bir hafta kalmıştı. Okuma hayalim gene suya düşmüştü.
Cuma günü camiye gittim. Bütün zerrelerimle Rabbime yalvardım. Farkında olmadan öyle içten dua etmişim ki yanımdaki amca Amin oğlum dedi.
Camiden çıkınca okulun önüne ayakkabı boyamak için oturdum. Okul açılalı bir hafta olmuştu. Amacım ayakkabı boyamak değil okulu seyretmek.
Yakışıklı şık giyimli bir bey önümde durup:
_Boya oğlum deyince çok heyecanlanmıştım. Hiç böyle zengin ayakkabısı boyamadım çünkü. Heyecanla adamın çorabını boyamışım, çok korktum :
_Olur evladım önemli değil . Baban ne iş yapıyor? dedi.
Babam yok efendim, dedim.
_Ya annen?
Annem hasta deyince, yani evin erkeği sensin dedi. Sorduğu sorularla beni tanımaya çalışıyordu.
Tam o sırada okulun zili çaldı.
_Okula gitmek ister miydin?
_Hemde çok isterdim efendim dedim gözlerim dolarak ama okutan yok . Adamın birden gözleri yaşardı.
_Peki ben yardımcı olsam okur musun? Yerimden fırlayarak adamın ellerine kapandım.
_Kulunuz köleniz olurum, hem bir gün borcumu öderim size dedim. İçim dolu zaten ağlamaya başladım.
_İçimi yaktın evladım dedi, gel seni okutayım bari, yetim duası alayım.
Yanındaki adamları boya sandığımı aldı. Kendisi de boyalı elimden tutarak beni okula götürdü.
Müdür bey adamı hazırol vaziyetinde karşılamıştı. Ben iyice meraklandım kimdi bu adam?
_Bu çocuğu okula kaydet dedi, ben velisi olacağım. Müdür bey bana yarın gel kaydını yapalım oğlum dedi ben sevinerek anneme haber vermek için eve gittim.
Ertesi güm okula gittiğimde beni acı haber bekliyordu. Meğer O adam kaymakammış. Pek çok yetime sahip çıkmış. Ne kadar acı ki yanımızdan ayrılınca vilayete giderken kazada vefat etmiş
Ben öyle bir ağlamaya başladım ki müdür bey beni teselli etti. Evladım seni okula alıyorum. Üç evladım var, ay sonunu zor getiriyoruz ama olsun Allah bereketini verir, elşmden geldiğince yardımcı olurum sana.
Müdür bey bana simit satma işi ayarladı. Erkenden satabildiğimi satacak kalanını okul kantini alacaktı. Okuldan kalan zamanlarda da ayakkabı boyuyordum. Çok yoruluyordum ama olsun okula gidiyorum diye mutluluktan uçuyordum.

Müzik dersinde öğretmenin istediği mandolini alamadığım için sınıfın önünde dayak yedim. Bu bana çok ağır geldi. Dersini hafife aldığımı düşünüyordu, durumumu bilmiyordu.

Başka bir derste gene sınıf önünde çok acı bir olay yaşadım.
O zamanlar temizlik yoklaması yapılırdı. Fen bilgisi ögretmeni ellerimi göstererek bağırdı :
_Bu ne biçim el, sen hayatında hiç elini yıkamadın mı?
(Ben ayakkabı boyadığım için elimi ne kadar yıkasam bile çok kirli görünüyordu)
Alnıma öyle sert bir yumruk indirdi ki kafam sıraya indi, kanlar boşaltmaya başladı. Hala bağırıyor hakaretler yağdırıyordu. Senin temizlikten haberin yok.. vb

Ben öyle çok üzüldüm ki ders bitene kadar için için ağladım. Canlı ceset gibi evin yolunu tuttum. Annem görünce telaşlandı. Ayağım kaydı düştüm dedim üzülmesin diye.

Kendimi rahatlatmak için gece elime kağıt kalem alarak Fen Bilgisi öğretmenimin sınıfın önünde beni kahredişinin öyküsünü gözyaşları içinde yazdım. Öyle duygu yoğunluğu içinde yazmışım ki her satırı yazdıkça sanki içim rahatlıyordu. Çaresizliğim, acizliğim, yetimliğim satırlara aktıkça rahatlıyordum.
İki sayfa tutmuştu. Bu benim hayatımda yazdığım ilk yazıydı. Ertesi gün müdür bey sınıfa geldi. Para ödüllü kompozisyon yarışması olduğunu haber vermek için geldiğini söyledi.

Akşam yazdığım yazı yanımdaydı. Müdür beye verdim. Müdür bey masaya oturup okuyunca ağlamaya başladı. Sonra sınıfa dönerek :
_Çocuklar, bu yazıyı okurken neden ağladım biliyor musunuz? Çünkü bu yazı ağlayarak yazılmış. Gözyaşlarıyla yazılan yazılar, gözyaşları ile okunur dedi. O yazıyla yarışmaya katıldım. Kompozisyon yarışmasında birinci geldim.

Bazen şer gibi görünen şeylerde ne hayırlar gizlidir.Bu yazının yazarlık yolunda ilk adım olacağını , hayatımın yönünü değiştireceğini nerden bilebilirdim...

Demek ki Rabbim kulun bunaldığı, sadece kendine sığındığı anlarda ona nefes aldıracak, ümit ışığı olacak bir kapı açıyor. Hemde hiç ummadığın yerde, hiç ummadığın anda hiç ummadığın şekilde.

Halit Ertuğrul'un ATEŞTE YEŞERDİM kitabından derleme
Derleyen : Leyla Armağan
Not :Sürekli okuyanlar için birbirinin devamı, yeni defa okuyanlar için ise herbiri ayrı ayrı hikaye olan derlemelerimiz devam edecek İnşallah

MİNİ MİNİ HİKAYELER FACEBOOK SAYFASINDAN ALINMIŞTIR.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13