Üç Öğrenci Sadece Evde Aldıkları Eğitim İle Harvard'a Girdiler

Sadece evde aldıkları eğitim sayesinde dünyanın en ünlü okulu  Harvard'a gidecekler. Çoğu gelişmiş ülkelerde evde eğitim fazlasıyla yaygın bir durumda. Aileler çocuklarını okula göndermek yerine, evde eğitimi tercih edip çocuklarına evde eğitim veriyor. Bu 3 öğrenci ise evde eğitimin ne kadar sağlıklı bir olay olduğunu ispatlamış durumda

Evde eğitimin tercih edilme sebepleri, bu tip eğitimi alan öğrenciler kadar çeşitlilik gösterir. Kimi daha deneyimsel bir öğrenme ortamı ister; kimi eğitim konularını kişiselleştirmek. Bazıları da, evde eğitimi aile dinamiklerine dayanarak seçer. Bazen de bu bir uygunluk meselesidir.  

Harvard’a evde eğitim görerek gelmiş öğrenciler tüm bu sebeplere ve daha fazlasına örnek oluşturuyor. Burada kısaca bahsedilen üç kişi, eğitimlerini şekillendirmeye hala devam eden meraklı ve özgür bir ruhu paylaşıyorlar.

Claire Dickson’ın Harvard’a uzanan yolu doğup büyüdüğü Harvard Sokağı’nda başladı. Burası onun Medford’da yaşadığı, matematik çalıştığı, Melville okuduğu ve bir “ev öğrencisi” olarak piyano çaldığı yer.

“Ailemi evde eğitime; deneyime dayalı öğrenime karşı olan istekleri ve annemin devlet okulu sistemini genel olarak yeterli bulmaması teşvik etti,” diyor Dickson. “Neden her gün aynı binaya gidip aynı şeyleri yapasın ki? Böylece, ilgi duyduğum her şeyin peşinden gittim.”  

Lowell House’da (Harvard öğrencilerinin kaldıkları evlerden biri) yaşayan psikoloji öğrencisi Dickson, her “okul” gününün farklı olduğunu söylüyor. Dickson’ın bazı günleri klasik müzik ve caz dersleriyle geçti. Durmaksızın okudu. “Hamlet”i ilk izlediğinde 9 yaşındaydı.  

“Boston çevresinde bir sürü “havalı” şey olup bitiyordu ve ailem beni istediğimi yapmam konusunda her zaman destekledi,” diyor. “İstediğin şeyleri yapmak için içsel bir şekilde motive olmalısın. Evde öğrenim bunu yapmamı sağladı. Ailemle birçok tiyatro oyununa, konsere gittim, onlar ne yapıyorlarsa ben de peşlerine takılıyordum.”

Dickson’ın eğitim hayatı; ortaokulda matematik, biyoloji ve tarih derslerini ev öğrencilerinden oluşan küçük bir grup ile beraber almaya başlayınca biraz daha yapılandırılmış bir hale geldi. Sekizinci sınıfta, Harvard Üniversitesi’nin bünyesinde ek eğitim veren Harvard Extension School’da ve Bunker Hill Bölge Üniversitesi’nde dersler almaya başladı.

“Bir şeye ilgi duymam yeterliydi; kendim için onu yapmamı engelleyecek hiçbir şey yoktu,” diyor Dickson. “Psikolojiye merak salmıştım ve Massachusetts Genel Hastanesi’ndeki ücretsiz derslere katılmaya başladım. En sonunda, oradaki bir doktorun araştırma asistanı olarak buldum kendimi.”

Dickson, ev okulu ile üniversite arasındaki paralelliklerin – haftada birkaç kez verilen, birçok bağımsız çalışmayı içeren dersler gibi – akademik hayata geçişi kolaylaştırdığını belirtiyor. Sosyal ortam onun için yeni bir deneyim olsa da, gönüllü sosyal hizmetlerin ve bir grupta şarkı söylemenin sonucu pek çok bağlantı kurdu.

“Okullu olmanın alternatif bir yolunu seçtim,” diyor. “Kendi yolumu çizmek istiyorum.” 

Maryland’de büyüyen Abraham Joyner-Meyers’ın evi, semt ilkokuluna yalnızca birkaç sokak ötede yer alıyordu. Ancak bölge, tam da Joyner-Meyers başlayacağı sırada anaokulu hizmeti vermeyi bıraktı. Bu yüzden de annesi bir kitap üzerine evden çalışırken, kendi masasının yanına bir masa da Joyner-Meyers için kurdu.  

“Her şey yolunda gitti,” diye anlatıyor Berklee Müzik Okulu’nda beş yıllık çifte diploma programında öğrenim gören Joyner-Meyers. “Evde öğrenimin birinci yılının sonunda, annemle ilişkimin çok iyi olmasının yanı sıra istediğim konuyu çalışacak özgürlüğe de sahiptim.”

Kendi tanımıyla bir kitap kurdu olan Joyner-Meyers, kitap okumaya doyamıyordu. Babasının da yardımıyla matematik öğrendi ve bir süre de oyunculuk eğitimi aldı.

“Evde olma ve toplumun içine çıkma özgürlüğünü çok sevmiştim,” diyor. “Kendi başıma gittiğim ilk yer olan yerel kütüphanedeki kitap okuma gruplarına katıldım ve daha sonra  sanat müzelerine gittim.”

Joyner-Meyers evde eğitim görmemiş olsaydı müzik, hayatında aynı önemli yere sahip olmazdı diye düşünüyor. Oyunculuk yapan ekiple olan çalışmaları ona kurumsallaşmış liselerin dışında bir şeyler yapan yaşça büyük öğrencilerle tanışma fırsatı verdi. Onların coşkusu, kemancı Joyner-Meyers’a yerel sanatçılarla etkileşim için bir örnek oluşturdu. Zamanla İrlanda halk müziğine yöneldi ve festivallerde çalmaya başladı. Daha sonra bir müzik grubuna katıldı ve en nihayetinde de kendi grubunu kurdu.

“Burada, İrlanda müziğine şaşırtıcı derecede yoğun bir ilgi var,” diyor.

Harvard-Berklee çifte diploma programının ilk öğrencilerinden olan Joyner-Meyers, akademik ve müzikal eğitimini şekillendirmesinde çift yönlü eğitimin onu, sadece konservatuvara gitmekle karşılaştırıldığında daha güçlü kıldığını ifade ediyor.

“İki okulun da kaynaklarına sahip olunca eğitiminiz daha çeşitli oluyor,” diyor ve şimdiden Hyperion Shakespeare Company ile bir gösteriye çıktığını, bir quartet’e de mandolin çalmak için davet edildiğini ekliyor. “Bir oyunculuk öğrencisi olarak hayalim, Shakespeare ile müziği birleştirerek ortaya bir şey çıkarmak. Programın ilk öğrencilerden olmak ve bu programın geleceğini düşünmek çok heyecan verici. Biz bir nevi deney fareleriyiz diyebilirim ancak buna değer.” 

Kemen Linsuain’ın öğrenciliğinin ilk yıllarından beri matematik ve fiziğe olan ilgisi, Pittsburgh okul bölgesinde büyük fırsat yakalamasını sağladı.

Evde eğitim alması kararını ailesi vermiş olsa da, eğitimini yönlendiren kişi Linsuain’ın kendisi oldu.

“Uzun vadeli bir plan yoktu ortada; tek yaptığım ilgimi çeken dersleri almaktı,” diyor, 12 yaşında Carnegie Mellon ve babasının o zamanlar eğitim verdiği Pennsylvania Üniversitelerinde matematik ile fizik derslerine girdi Linsuain. “Carnegie Mellon Üniversitesi’nin hemen yanında halk kütüphanesi ve bilim müzesi bulunuyor. Ben de ders aralarında oralarda takılırdım.”

Philip Kim’in araştırma laboratuvarında çalışan Kemen, mezuniyetinden sonra bir danışmanlık şirketinde analist olarak çalışmak üzere Washington’a taşınmayı düşünüyor.

“Olaylara her zaman üçüncü şahıs gözüyle bakabilmişimdir,” diyor. “İşe alım sürecinde bunun çok işe yarar bir özellik olduğunu keşfettim. Devam etmekte olan şeyler için önyargım ya da basmakalıp düşüncelerim yok. Bu çok güzel bir şey. Böylelikle kendim olmak için daha fazla özgürlüğe sahibim.”  

Kaynak: https://news.harvard.edu/gazette/story/2018/02/three-harvard-students-on-lessons-of-homeschooling/

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim